KuramlarMarifet Divanı AkademiTerimler

Sosyolojik Yöntemin Yeni Kuralları Anthony Giddens

Mehmet Emin Sarıkaya

Kitap Anthony Giddens’ın sosyolojik teorisi olan yapılaşmayı diğer sosyal bilim teorileri üzerinden tartışarak açıklamayı hedeflemektedir. Kitapta sosyoloji tarihine paralel olarak pozitivizm ve ilkelerinden, fenomenolojik ve yorumcu sosyoloji okullarından ve epistemolojik temellerinden başlıklar halinde bahsedilir. Ve özellikle yorumcu sosyolojinin anlama (Vercshten) üzerine yoğunlaşırken anlamın oluşumunu sadece öznenin zihnine (fenemonoloji) veya özneler arasılığa indirgemesini eleştirir. Bu nedenle bir üçüncü yol fikrini ortaya atarak anlamın çifte hermenötik süreçlerden geçerek yeniden üretilen sosyal bağlamından hareketle yapı (kurumlar ve organizasyonlar) ve fail ilişkisinin yeniden üretilen ve inşa edilen yapısal ilişkiler olduğunu savunur.

Birinci bölümde yorumcu sosyoloji okullarının sosyolojik düşünceye katkılarını ele alır. Buna göre toplumsal dünyanın doğa dünyasından farklı olduğu, doğa bilimlerinde özne-nesne ilişkisi belirleyici iken sosyal bilimlerde özne- özne ilişkisinin hakim olduğu, araştırmacının da bir özne olarak araştırdığı öznelerin ilişkilerinden bağımsız eylem kapasitesinin bulunmadığını bu çerçevede sokaktaki bireylerin dünyayı yorumlama biçimlerinin aslında toplumsal yeniden inşa süreçlerini betimlediğini ifade etmektedir.

Ancak bu yorumcu okullar insan eylemlerindeki nedenselliği atlayarak sosyal bilim bilgisini sadece anlama indirgeme felsefi idealizmini hatalı olarak içermektedirler. Bu anlamda eğer yorumcu sosyoloji okulları eylem ve güdü ilişkisini açıklayamaz; eylem ve kurumsal yapılar ilişkisini sağlayamaz ve sosyal bilim incelemesinin mantığını ortaya koyamazsa açıklamaları eksik kalacaktır. Mevcut yorumcu ekollerin kendi açıklama sınırları içerisinde bu sorunları cevaplama şansı bulunmamaktadır. Bununla birlikte yapısal işlevselcilik ise eylemi ‘’niyetlenilmiş eylem’’ olarak amaçlı davranışa indirgeyerek eylemin niyetlenilmemiş sonuçlarını göz ardı eder. Ancak böyle bir tutum bireyin sadece belirli güdülerle hareket ettiği ve davranışlarını sadece kurumsal ilişkiler ağının ördüğünü söylemek olur ki eğer böyle ise öznenin yaratıcı bir aktör olduğu fikri yadsınmış olacaktır. Aynı zamanda eylemin ahlakiliği ve güç ilişkilerine dair söylenebilecek çok fazla bir şey kalmayacaktır.

Yapının ikiliği fikri aktörün oluşturduğu eylemin ahlakiliğini, eylemin yorumlanmasından doğan çatışma ve çıkar ilişkilerini ve eyleme konu olan iktidar biçimlerini yansıtmaktadır. Çünkü bu süreç aktörün üretimi ve yeniden üretimini organizasyonlarla olan karşılıklı ilişkisini betimler. Örneğin; din pozitivist iddialarda olduğu gibi bir yanılsama yahut toplumun kendisinden çıkarılacak bir şey, aktörün zihninde var olan birtakım ihtiyaçlara dair bir yönelim, toplumu bir arada tutabilecek ortak bir tutum, sadece öznelerin ilişkilerinden doğan bir semboller sistemi, öznelerin onu o şekilde tanımladıkları bir olgu değil hem kendi kurumsal ilişkilerinin (vahiy, Nirvana vb.) bir ürünü hem de öznenin bu ilişkilere yönelik kendi inşasıdır. Öznenin yeniden üretimine veya dinin kurumsal gelişimine en büyük dayanak ise oluşturulan dildir.

Bu noktada Giddens, sosyolojinin verili bir çerçeve sistemi olmadığını vurgular. Toplumun üyelerinin becerikli bir yeniden üretimi ile oluşan sosyolojik eylem ve anlamlar bireyin bilfiil rasyonel hareketleri ve önceden belirlediği, içeriğini büsbütün kavradığı süreçler anlamına da gelmez. İnsani faillik alanı yapının çerçevesi ile sınırlıdır. Ancak bu sınırlar faillerin inşacı failliğini engellemez. Bu tam olarak yapılaşmanın tanımıdır.

Sosyolog araştırma konusuna, konun gerektirdiği pratik ve teorik bilgileri edinerek nüfuz etmelidir. Ancak bu şekilde araştırılan öznelerin anlam dünyası ile bağ kurulabilir. Ancak bu araştırmada araştırmacı bir süper özne değildir. Onun ortaya koyduğu düşünceler de birer inşadır. Ancak gündelik sağduyusal bilginin teknik bir yorumu olarak bireylerin kendi davranışlarına dair yorumlarından farklıdır. Bu aşamada çifte hermenötik devreye girer ve Giddens’ın anlam çerçevesi dediği sosyolojik analiz imkanı oluşur. Ancak bu süreç anlatıldığından daha da karmaşıktır. Çünkü toplumda kavramlar dolaşıma girerken failler bu kavramları hayat biçimi haline de getirebilir. Bu aşamadan sonra araştırmanın bakış açısı değişebilir.

Giddens’ın kuramının hermenötik ile olan ilişkisinden yola çıkarak sosyolojik bilginin ancak bir gelenek çerçevesinde araştırılan konuya yaklaşıldığında anlamlı sonuçlar verecek bir araştırmaya dönüşeceği ifade edilebilir.

Giddens’ın analizinde eksik olan veya görünmeyen kısmın kurumlar olduğu görülebilir. Mikro yapıyı ajanlar (aktif eyleyenler) oluşturur, makro yapı genel olarak toplum sistemidir. Aradaki mezo yapılar göz ardı edilir.

 

 

Daha Fazla Göster

Andcenter Editör

Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Yüksek Lisans eğitimini Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde tamamladı. Şuan aynı enstitüde doktora eğitimine devam etnektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışti.Suan Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi İslami ilimler Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı