SON BEŞ YILDA DOĞAN ÇOCUKLARIN İSİMLERİNİ DİN, SANAT-MEDYA, KÜLTÜR BAĞLAMINDA İNCELENMESİ
Hilal Ecren Öztaş

İsim kelimesi ad ile aynı anlamdadır. TDK’nin tanımına göre; bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz; isim, nam anlamlarına gelir[1]. Canlı ve cansız varlıkları, kavramları, durumları karşılayan kelimedir. Adlandırma ise bir eşyaya, bir canlıya, sahiplenmek ya da belirtmek için koyulan namdır. TDK, adlandırmayı çağırmak veya anmak için bir canlıya, bir yere, bir şeye ad vermek; ad koymak, ad takmak, ad vermek, anmak, isim koymak, isim takmak, isim vermek, isimlendirmek, tesmiye etmek olarak tanımlar.[2] ‘’Kişisel ad vermenin amacı, bir kişiyi diğerlerinden ayırmaktır.’’[3]
İnsanlar ilk defa karşılaştığı kişiye onu tanımak adına ismini sorarlar, nesnenin adını öğrenmek isterler, olayları tanımak ve tanıtmak için adlandırırlar. Örnek verecek olursak 2016 yılında Türkiye’de yapılan darbe girişimi 15 Temmuz ismini almıştır ve toplumsal hafızada bu isimle yer edinmiştir. İsimlendirilen olay toplumsal hafızaya kazınır ve o ismin çağrıştırmış olduğu duygularla hatırlanır.
Türk toplumunda isimlendirme geleneği
Türk toplumunda isimlendirme, çocuğun doğduğu gün, ailenin çocuk sahibi olmaya duyduğu hasret, ailenin çocuk doğduğundaki duygu durumu etkilidir. Örneğin ilk doğan çocuğa İlknur ya da çocuk hasreti çeken ailenin doğan çocuğa Özlem ismini verilmesi, kardeşlerin isimlerinin uyumlu olması adına çaba göstermek için Sevcan ve Özcan; Melisa ve Melike koymak gibi. Türkler İslamiyet’ten önce doğa merkezli[4], şamanistik ve totemik inançları benimsemelerinden dolayı eski Türklerin isimleri daha çok yırtıcı hayvanlardan, kuşlardan, doğa olaylarından esinlenerek seçilmiştir. Örneğin Bozkurt, Timur (Demir), Kaya, Gökhan gibi isimler. Çok bilinen Dede Korkut Destanı’nda da eski Türk toplumlarının isimlendirme ritüellerinden, neye göre isimlendirme yaptığından bahseder.[5]
‘’Türklerde isim koyarken çocuğun doğduğu yer, doğduğu zaman da etkili bir faktördür. Altay Türklerinde ise çocuk doğduktan sonra eve ilk gelen kişinin çocuğa ad vermesi geleneği vardır. Kazaklarda, yeni doğan çocuğa anne ve babası ya da büyük anne ya da dedesi tarafından bir isim verilmesi beklenirdi.’’[6] Türk geleneğinde misafirin ve aile büyüğünün önemini burada da görmüş oluyoruz.
İslam’da isimlendirme
İslam’a göre Allah varlıkların isimlerini önce Hz. Adem’e öğretmiştir. İslam’a göre doğan çocuğa isim verme hakkı babaya aittir. Bu hakkı, baba ölmüşse ya da hukukî işlemler yapma yetkisinden mahrum bırakılmışsa anne devralır.[7] İslam dinine göre koyulması mekruh, mübah, müstehap ve haram isimler vardır.[8] Mekruh isimler için insana yakışmayacak, üzüntü, isyan ve putperestlik taşıyan isimler örnek verilebilir. Bunun yanında İslam’ın tevhid anlayışına zarar veren isimler arasında olan Firavun ve Karun isimleri de hoş karşılanmaz. Müstehap isimler için Allah dostlarının, peygamberlerin isimlerini örnek verebiliriz. Hz. Peygamber, Allah’a kulluğu ifade eden Abdullah ve Abdurrahman gibi isimlerin Cenâb-ı Hakk’ı memnun edeceğini söylemiş[9], çocuklara peygamber adlarının verilmesini tavsiye etmiş[10] ve kendi adının da -künyesiyle birlikte olmamak şartıyla- alınabileceğini ifade etmiştir[11]. Haram isimler arasında Allah’tan başkasına kulluk taşıyan isimleri zikredebiliriz. Bunun yanında Allah’a mahsus olan doksan dokuz ismin başına ‘’abd’’ (kulu) ifadesi eklenmeden kullanılması da İslam’ın tevhid anlayışına ters olduğu için uygun bulunmaz. Koyulması yasak isimlerde Allah’tan başkasına kulluk ifade eden isimlerin yanında bir de Allah’a isyanla, kibirle, hasetle bütünleşmiş isimlerin verilmesi de yasaklanmıştır. Örneğin Karun, Firavun, İblis gibi isimler kibirle, Allah’a meydan okumakla bütünleştiği için isimlendirilmede kullanılmaz. Allah’tan başkasına kulluğu ifade eden isimlerle ilgili somut bir örnek olarak; Hz. Muhammed, ismi Abdülkâbe (Kâbe’nin kulu) olan birinin ismini değiştirmiştir.[12] Mübah isimler için haram ve mekruh isimler dışında tamamı zikredilebilir. Doğan çocuğa birden fazla isim vermek, meleklerin isimlerini vermek mübahtır. Melek isimlerini İmam Malik dışındaki ulema uygun görmüştür. [13]
Nitekim Hz. Muhammed “Kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. Bu nedenle isimlerinizi güzel yapın.”[14] Şeklinde burarak isimlendirme konusunda tavsiyede bulunmuştur.
İsimlendirme eylemi popüler kültür, kültür, coğrafya, aile gelenekleri, dil ve din faktörlerinden etkilenir. Bunun yanında, isimlendirme düşüncesi arkasında bir hikaye ve niyet barındırır. İsim sahibinin yaşantısından etkilenmek, dua amacı taşıması için isim vermek, toplumsal hafızaya kazımak, ismin anlamını ya da fonetiğini beğenmek, siyasi ve ideolojik kimliğini gösterme amacı, çevre ve doğanın etkisiyle koyulan isimler, etnik ve ulusal kimliğin korunmasını sağlamak, ezoterik ve spiritüel etkiler gibi pek çok motivasyon isimlendirme pratiğinin temel dinamiklerini oluşturur diyebiliriz.
Sonuç
Elde edilen veriler sonucunda isim seçiminde manevi anlam ve kültürel aidiyet aileler açısından oldukça önemlidir. Dinî referanslar, özellikle kutsal ve anlam yüklü isimlerin tercih edilmesinde aileler için önemli bir yer tutmaktadır; aynı zamanda sanat ve medyanın da güncel isim trendlerinde etkili olduğunu gördük. Yaptığımız mülakatlar sonucunda vardığımız nokta muhafazakâr ailelerin isimlendirme eylemlerinde modernleşmeye doğru bir eğilim olsa da muhafazakâr değerlerini kaybetmemek adına çocuklarına ikinci isim olarak mutlaka İslamî mesaj taşıyan bir isim koymaktalar. Yahut popüler olmayan İslamî bir ismi koyarak orijinal isim koymayı hedeflemekteler.
Çalışma sonucunda vardığımız nokta isimlendirme konusunun sadece bireye ait bir tercih olmadığını bunun yanında din, kültür, sanat-medya gibi toplumsal belirleyicilerin etkisinde kalan sosyolojik bir eylem olarak da öne çıktığını kanıtlar niteliktedir. Öncelikle din, isimlendirme üzerinde hâlâ çok önemli bir etkiye sahiptir. Çünkü din insanın hayatını büyük ölçüde etkileyen ve hayatına dair sınırlar çizen bir yapıdır. Katılımcıların çoğu da çocuklarına dini çağrıştıran isimler verme eğilimindedirler. İsimlendirme hususunda kültür, dini hemen ardından takip eder. Sanat-medya ve popüler kültür ise genç anne babalar üzerinde büyük etkiye sahiptir.
Bu çalışmanın sonuçları Türkiye’deki isimlendirmeye eylemlerinin aslında çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Din, kültür, sanat-medya unsurlarının her biri farklı katmanlara hitap etse de isimlendirme pratikleri çoğunlukla birbirine entegre bir şekilde işlemektedir. Muhafazakâr aile yapısına sahip aileler modernleşmeyi tamamen reddetmeyip kendi değer sistemleri içerisinde işeyip yeniden yorumladıkları anlaşılmaktadır.
Bu yazı, son beş yılda doğan çocukların isimlerini din, sanat-medya, kültür bağlamında incelenmesini konu alan araştırma projesi kapsamında hazırlanmıştır. Araştırma, TÜBİTAK 2209/A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı tarafından desteklenmektedir.
KAYNAKÇA
Türk Dil Kurumu. “isim.” Türkçe Sözlük. https://sozluk.gov.tr/. (Erişim Tarihi: 30 Mayıs 2025).
Türk Dil Kurumu. “adlandırmak.” Türkçe Sözlük. https://sozluk.gov.tr/. (Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2025).
Yıldırım, Nevzat. Kutsal Mekân-İsim Kültürü İlişkisi Üzerine Adıyaman Yöresine Ait Bir İnceleme. Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2023.
Moldabay, Talgat, Azmuhanova, Ayman. “ESKİ TÜRKLERİN DİNİ”, çev. Hasan KIZILDAĞ. Motif Akademi Halkbilimi Dergisi
Aras, Mehmet Önder. “Tesmiye.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Yay. haz. İsam. İstanbul: TDV Yayınları, 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/ad-koyma-tesmiye. (Erişim Tarihi: 31 Mart 2025).
Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 24, “Libâs”, 4, “Edeb”, 61.
[1] Türk Dil Kurumu, “isim”.
[2] Türk Dil Kurumu, “adlandırmak”, Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/, (erişim 28 Mayıs 2025).
[3] Yıldırım, Kutsal Mekân-İsim Kültürü, 45.
[4] Talgat MOLDABAY, Ayman AZMUHANOVA “ESKİ TÜRKLERİN DİNİ”, çev. Hasan KIZILDAĞ, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi 12/27 (Eylül 2019), 895.
[5] Yıldırım, Kutsal Mekân-İsim Kültürü, 47.
[6] Yıldırım, Kutsal Mekân-İsim Kültürü, 49.
[7] Aras, “Ad Koyma”.
[8] Yıldırım, Kutsal Mekân-İsim Kültürü, 48.
[9] Muhammed b. İsmail el-Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, “Edeb”, 105–106.
[10] Muhammed b. İsmail el-Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, “Edeb”, 109; Ebû Dâvûd, Sünen, “Edeb”, 61.
[11] Müslim b. Haccâc, el-Câmiʿu’s-Sahîh, “Âdâb”, 1.
[12] Yıldırım, Kutsal Mekân-İsim Kültürü, 50-51.
[13] Aras, “Ad Koyma”.
[14] Ebû Dâvûd, Sünen, “Edeb”, 69.



