Aynadaki Yüz mü, Taşıdığımız Hikâye mi? Modern Dünyada Irk ve Etnisite
Gülsüm Fidan- AYBÜ Lisans 4. Sınıf Öğrencisi

Modern dünyanın en çok karşılaştığı ama en az düşündüğü sorulardan biri şu olabilir:
“Kimsin?”
Bu soru masum gibi görünür. Ama pasaport kontrolünde, bir iş başvuru formunda ya da bir veri tabanında karşımıza çıktığında aslında başka bir şeye dönüşür:
“Seni hangi kategoriye koyalım?”
Tam bu noktada iki kavram devreye girer: ırk ve etnisite. Günlük hayatta çoğu zaman aynı anlamda kullanılsalar da, sosyal bilimler bu ikisini farklı yerlerde konumlandırır. Ve bu farkı kaçırdığımızda, kimlik tartışmaları hızla önyargıya dönüşür.
Irk: Biyolojiden Çok Toplumun Hikâyesi
Tarih boyunca insanlar, farklı görünen bedenleri sınıflandırmaya çalıştı. Ten rengi, yüz hatları, saç yapısı… Bunların insanlığı doğal olarak bölümlere ayırdığı düşünüldü. Oysa çağdaş bilimsel araştırmalar, insanlar arasındaki biyolojik farkların keskin ve kapalı “ırklar” oluşturacak nitelikte olmadığını gösteriyor.
Bu durum, sosyal bilimlerde güçlü bir yaklaşımı öne çıkarır: Irk, biyolojik olmaktan çok toplumsal bir kategoridir. Yani mesele sadece fiziksel özellikler değil, o özelliklere yüklenen anlamlardır.
Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken can yakıcı bir paradoks var: Irkın biyolojik temeli bir illüzyondan ibaret olabilir; ancak toplumsal hayattaki izdüşümü sarsılmayacak kadar gerçektir. Tarihsel sürece baktığımızda, ırk kategorilerinin sadece fiziksel farklardan değil, kimin ‘asıl kahraman’ olacağını, kimin ise ‘figüran’ kalacağını belirleyen güç savaşlarından doğduğunu görüyoruz.
Bu yüzden ırk, bir insanın iç dünyasında kendi kendine verdiği bir isim değil; toplumun o insanı hangi rafa koyacağını belirleyen bir konumlandırma biçimidir. Daha açık bir ifadeyle; “Irk, kişinin kendi seçtiği bir pusula değil, dünyanın onun üzerine yapıştırdığı bir etikettir.”
Etnisite: Kültürün ve Hafızanın Alanı
Etnisite ise farklı bir boyuta işaret eder. O, kemik yapısından çok ortak hafızayla ilgilidir. Dil, gelenekler, paylaşılan tarihsel deneyimler, kolektif hatıralar… Etnik kimlik, bu ortak anlam dünyasında şekillenir.
“Etnisite, soğuk bir istatistik ya da ölçülebilir bir veri olmaktan çok, insanın içine işleyen o tanıdık aidiyet hissidir. Bir yemeğin buharında yükselen o kokuyla ‘evde’ olduğunu anlamak, eski bir halk ezgisinin ilk notasında çocukluk sokaklarına dönmek ya da tek bir kelimenin tınısında o görünmez ‘bizden’ bağını hissetmek… Etnisite budur; kâğıt üzerinde bir kategori değil, gündelik hayatın tam kalbinde atan bir damardır.”
Üstelik etnisite sabit değildir. Göç, şehirleşme, eğitim ve kuşaklar arası değişim, etnik kimliklerin yeniden yorumlanmasına yol açar. İnsanlar farklı kültürel dünyalar arasında yaşarken, birden fazla aidiyeti aynı anda taşıyabilir. Bu durum, etnisitenin dinamik ve bağlamsal doğasını gösterir.
Hibrit Kimlikler ve Küreselleşen Dünya
Küreselleşme ve kitlesel mobilite, kimliğin o geleneksel, tek katmanlı yapısını geri dönülemez bir biçimde sarsmış durumda. Bugün Berlin’de yetişen Türkiyeli bir genç; ailevi hafızasıyla Anadolu’nun kadim mirasına, gündelik pratikleriyle Alman disiplinine, kültürel tüketimiyle ise küresel bir gençlik diline eklemlenebiliyor. Bu durum, kimliğin parçalanmasından ziyade, bireyin çok katmanlı bir aidiyet zemininde yeniden inşasıdır.
Dijitalleşme ise bu süreci daha karmaşık bir paradoksa taşıdı. Çevrim içi mecralar bir yandan kültürel aidiyetlerin özgürce ifade edilmesine olanak sağlarken, diğer yandan “yankı odaları” aracılığıyla benzerlerin içine kapandığı ve “öteki”ne mesafe koyduğu bir kutuplaşmayı besleyebiliyor. Neticede kimlik, günümüz dünyasında hem küresel bir dayanışma zemini hem de keskin bir ayrışma hattı olarak karşımıza çıkıyor.
Kategorilerin Sınırında: İndirgemecilik Sorunu
Asıl kırılma noktası; ırk ile etnisitenin birbirinin ikamesi olarak görülüp, birinin diğerine indirgenmesiyle ortaya çıkıyor. Bir bireyin kültürel derinliğini yalnızca morfolojik özelliklerine bakarak tanımlamaya çalışmak, onu dar bir klişeye hapsetmektir. Oysa fiziksel görünüm ile kültürel aidiyet arasında mutlak ya da zorunlu bir örtüşme bulunmaz.
Bu temel ayrımı ıskaladığımızda, tarihsel ve toplumsal kaynaklı eşitsizlikleri “doğal farklılıklar” gibi görme yanılgısına düşeriz. Oysa temel mesele biyolojik bir doğa değil; toplumun bizzat inşa ettiği anlamlar, kurumlar ve güç ilişkileri ağıdır.
Belki de Soru Değişmeli
Belki de artık “Hangi ırktansın?” sorusunun sığlığıyla vedalaşma vaktimiz geldi. Daha derinlikli ve anlamlı olan o yeni soru şudur:
“Hangi hikâyeleri taşıyorsun?”
Irk, bize tarih boyunca inşa edilmiş katı hiyerarşileri ve sınırları hatırlatır. Etnisite ise insanların ilmek ilmek ördüğü kültürel bağları ve yaşanmışlıkları… Bu iki kavram arasındaki nüansı kavramak, kimliği dar kalıplardan çıkarıp onu zengin bir insan deneyimi olarak görmemizi sağlar. Ve belki de ancak bu perspektifle, farklılıkları bir tehdit olarak değil, bir arada yaşama sanatının kaçınılmaz ve kıymetli bir gerçeği olarak kabul edebiliriz.
KAYNAKÇA
- Aydın, Suavi. (2005). Modernleşme ve Milliyetçilik. İletişim Yayınları.
- Banton, Michael. (2015). What We Now Know About Race and Ethnicity. Berghahn Books.
- Cornell, Stephen & Hartmann, Douglas. (2020). Ethnicity and Race: Making Identities in a Changing World. Pine Forge Press.
- Hall, Stuart. (2017). The Fateful Triangle: Race, Ethnicity, Nation. Harvard University Press.
- Jenkins, Richard. (2016). Social Identity. Routledge. · Keyman, E. Fuat. (2014). Türkiye’de Siyaset ve Demokrasi: Kimlik, Küreselleşme ve Değişim. İletişim Yayınları.
- Omi, Michael & Winant, Howard. (2014). Racial Formation in the United States. Routledge
- Öğün, Süleyman Seyfi. (2000). Modernleşme, Milliyetçilik ve Siyaset. Bağlam Yayınları.
- Yegen, Mesut. (2006). Müstakbel Türk’ten Sözde Vatandaşa. İletişim Yayınları.




