KuramlarMarifet Divanı AkademiMarifet Metinleri

Toplumsal Fenomenoloji

 

Fenomenoloji Nedir?

Fenomenoloji, yirminci yüzyılın başında Almanya’da etkili olmuş önemli bir felsefe akımıdır. Fenomen ise Türkçede görünen, görünüş ya da görünüm gibi kelimelerle ifade edilmektedir.

Fenomenolojinin terim anlamı ise; Bilincin çok çeşitli formlarıyla dini, estetik, ahlaki ve duyusal her tür doğrudan deneyimini analiz edip betimleyen felsefe anlayışı ya da yaklaşımıdır.

Edmund Husserl Kimdir?(1859-1938)

Bugün Çekoslovakya’nın bir parçası olan Prossn itz-Moravio’da zengin bir Musevi tüccarın oğlu olarak dünyaya geldi. Bu Alman filozof Leipzig ve Berlin Üniversitelerinde okudu ve matematik eğiti mi aldı. Filozofpsikolog- rahip Franz Brentano ve mantıkçı Bernard Bolzano tarafından felsefeye yönlendirildi. Halle Üniversitesi’nde dersler verdi (1887- 1901 ) ve ardından ilk önce Göttingen, daha sonra Freiberg Üniversitelerinde felsefe profesörü olarak görev yaptı.

  1. yüzyıl başı, en azından 1. Dünya Savaşı ve faşizmin yükselişi nedeniyle, insanlık tarihinde kritik bir dönemdi. Batı uygarlığının bu krizleri Husserl’i derinden etkiledi veonun ‘temellere inme’ yönündeki felsefi arzusunu büyük ölçüde kamçıladı. Bir Hıristiyan olarak vaftiz edilmesine rağmen Nazilerden çok çekmiş bir Musevidir. Edmund Husserl, kuşkusuz, 20. Yüzyılın en önemli düşünürlerinden biridir.

Husserl’in fenomenoloji anlayışı?

İnsanların deneyimlerini kökenlerinden ve gelişimlerinden ayrı, bilimlere dayanan nedensel açıklamalardan bağımsız olarak gerçekte olduğu şekliyle, doğrudan ve dolayımsız bir tarzda tanımlama girişimine karşılık gelmektedir.

  • Husserl, göründüğü şekliyle dünyayı anlamanın felsefi faaliyetin çok önemli bir parçası olduğunu, zira hayatta değer taşıyan birçok şeyin, örneğin iyiliğin, güzelliğin ve aşkın fenomen ya da görünüşlere dayandığını, fakat görünüşler kendilerini gözlemleyen bir özneye bağlı oldukları için felsefenin ilk ve esas konusunun görünüşler olmayıp bilincin kendisi olduğunu savunmuştur. Ona göre felsefenin temel amacı, bilincin öznenin bakış açısından görülen içeriklerine ilişkin bir araştırmayı hayata geçirmektir.
  • Fenomenoloji özneden hareket eden bir felsefi harekettir.

 

  • Fenomenolojiyi felsefeden sosyolojiye taşıyan sosyolog, Alfred Schutz olmuştur. Fenomenolojik sosyolojinin asıl amacı bir toplumsal gerçekliği paylaşan insanların o toplumsal gerçekliği nasıl gördüklerinin ya da anlamlandırdıklarının tasvir edilmesidir.

 

Aynı zamanda bireylerin hangi yollarla başkalarının algılarına benzer algılar edindiklerini, tecrübe ettikleri olaylar ile nasıl olup da benzer bir dünyayı veya bireyler arasında paylaşılan her günkü dünyayı nasıl oluşturduklarını inceler.

 

  • Fenomenolojik sosyoloji, bireyler arası anlamlı ilişkilerin düzenli bir toplumsal gerçekliği gündelik hayat üzerinden üretmesiyle ilgilenmektedir. Çünkü gündelik hayatta bireylerin gerçekleştirdikleri davranışlar anlamlar içermekte, karşılıklı ilişkilerde bireyler karşılıklı olarak birbirlerinin davranışlarına anlamlar yüklemektedirler.

Alfred Schutz Kimdir?

Alfred Schutz ( 1889-1959) Avusturya kökenli Amerikalı bir işadamı ve toplum felsefecisidir. Viyana’da doğan Schutz Viyana Üniversitesi’nde hukuk ve sosyal bilimler okudu, fenomenolojiyle yakından ilgilendi ve 1939’da Avusturya’nın Almanlar tarafından işgali tehlikesi kendisini Amerika’ya göçe zorlayıncaya kadar Husserl’le entelektüel işbirliğini sürdürdü. Mesleği bankacılık olmasına rağmen toplum felsefesi çalışmaya devam etti ve 1952’de New York Sosyal Araştırmalar Okulu’nda profesörlük unvanı kazandı. Husserl’in Fenomenolojik felsefesini sosyolojiye tanıtan ve bu felsefeyi G.H. Mead’in ki gibi diğer yorumcu düşünce okullarıyla birleştiren Schutz, 1960’larda 70’lerin sonlarında fenomenolojik sosyolojiyi Batı dünyasında temel bir ‘yorumcu’ sosyoloji biçimi olarak geliştirdi. Fenomenolojik sosyoloji, pozitivizme, bilim olarak sosyoloji fikrine temel bir meydan okuma haline geldi, etnometodoloji ve Habermascı eleştirel teori gibi başka yorumcu bakış açılarını da harekete geçirdi.

Alfred Schutz ve Toplumsal Fenomenoloji

Fenomenolojinin sosyoloji için önemli bir açıklama temeli oluşturduğunu savunan Alfred Schutz, davranış ile anlama arasındaki ilişkiye odaklanan Max Weber’i takip etmiştir. Schutz, klâsik çalışması “Toplumsal Dünyanın Fenomenolojisi’nde”, Max Weber’in çalışmasını felsefi temelde eleştirerek fenomenolojik görüşleri sosyolojiye katmaya çalışır. Ve Weber’in anlama yöntemine dayanan toplumsal eylem ya da davranış teorisini eksik bulmuştur.

Schutz’e göre, Weber’in eylem teorisinin “sağduyu dünyası” ve “gündelik dünya” üzerine bir incelemeyle tamamlanmalıdır ve buna bağlı olarak;

Weber’in eylem teorisinde özellikle iki önemli soru cevapsız durmaktadır.

  • Max Weber’in eylem teorisinde bir eylem, genel bir ideal tip içerisinde anlaşılmakta ve tanımlanmaktadır. Tipleştirme meselesi fenomenolojik sosyoloji için çok önemlidir. Ancak Schutz’ün özellikle vurgu yaptığı konu eylemin sadece bir olmuş bitmişlik olarak ele alınamayacağı meselesidir.

Çünkü bir eylem daima bir süreç içinde gerçekleşmektedir. Eylemlerin kazandıkları anlamlar da geçmişte tecrübe edilmelerine bağlıdır. Eylemlerin ya da tecrübelerin kendiliğinden bir anlamları olamaz.

 

  • Schutz’e göre, başkalarının davranışlarını anlama, fenomenolojik açıdan, bir tipleştirme süreci olarak incelenebilir. Çünkü ister nesnel, isterse öznel olsun; anlam tipleştirmelere başvurmayı gerektirmektedir. Schutz, toplumsal dünyaya ilişkin bilgimizi bütünlük ve anlamdan yoksun temel bir tecrübe akışından nasıl oluşturmaya çalıştığımızı göstermeye çalışır. Biz bu işlemi, deneyim kategorilerimizdeki benzerlikleri esas alarak inşa ettiğimiz bir “tipleştirme” süreciyle gerçekleştiririz.

 

Kendi yaşantı akışım içinde, belirli nesnelerin bazı ortak özelliklere sahip oldukları –farklı yerlerde farklı özellikler sergileseler de, onları çevreleyen şeylerin sabit kaldığı– dikkatimi çeker. Bu durum bana daha soyut bir ‘canlı varlıklar’ kategorisi sağlar; böylece, bunlardan bazılarının anlayabileceğim türden sesler yaydıkları dikkatimi çekmeye başlar; dolayısıyla, ‘canlı varlıklar’ arasında ‘diğer insanlar’ı ayırt etmeye başlarım. Ardından, daha farklı insan kategorilerini –sözgelimi siyahlar ve beyazlar, kadınlar ve erkekleri– seçmeye başlarım. Son olarak, başkalarının –örneğin, annemin, arkadaşımın– ayırt edici özelliklerini fark ederim.

 

  • Tipleştirme, toplumsal gerçekliğin bir kurgu olarak bireylerin zihninde var olmasını sağlamaktadır. Bu kurgu, aynı zamanda nerede ne yapılması ve yapılmaması gerektiğini de insan zihninde oluşturmaktadır. Böylece bireyler, gündelik hayatta karşılaştıkları meseleleri çözmek için tipleştirmelere bağlı olarak oluşturdukları reçetelere başvurmaktadırlar. Reçeteler, karşılaşılan sorunları çözmek için başvurulan tipleştirmelerdir.

 

  • Aktör, bu tipleştirme sürecinde, başkaları tarafından yapılan şeylerin anlamlarını kavramak için öğrenilmiş yorumlama şemalarına başvurur.

 

  • Yorumlama şemaları, bireylerin gündelik hayatta karşılıklı olarak anlamlı etkileşim kurmalarının zorunlu şartlarından birisidir. Karşılıklı etkileşim, aynı zamanda karşılıklı olarak gerçekleştirilen davranışlara anlam yüklemeyi zorunlu kıldığı için sürekli olarak yorumlama şemalarına başvurmayı gerektirmektedir. Çünkü toplumsal etkileşimin dinamik sürecinde bireyler birbirlerinin muhtemel tepkilerini de sürekli olarak hesap etmektedirler.

 

  • Dolayısıyla bireyler gündelik hayatta sürekli olarak yorumlama şemalarına ve anlam atfetmeyi mümkün kılan bilgi stoklarına başvurmaktadırlar. Karşımızdaki bir insanın hareketlerinden, konuşmalarından ve bize verdiği tepkilerden nasıl bir insan olduğunu bilgi stokuna başvurarak anlayabiliriz.
  • Çok yakınımız olan birisinin davranışlarındaki değişiklik hemen dikkatimizi çeker. Çünkü onun nerede nasıl davranacağını çok iyi bildiğimiz için daha önceki tarzından ve tepkilerinden uzaklaşması, bilgi stokumuzda ona ilişkin daha önceden oluşturduğumuz yorumlama şemalarımıza uymaz. Bu yeni durumu anlayabilmek için yeniden bir anlama çabasına gireriz.

 

  • Yorumlama şemalarına ve bilgi stoklarına başvurarak gerçekleştirilen tipleştirme, hem insanların birbirlerinin davranışlarını anlama, anlamlandırma, kategorize etme, yorumlama süreçlerinde başvurdukları bir yol; özneler-arasılığı mümkün kılan bir işlem, hem de bilim adamlarının insan davranışlarını, insanların etraflarındaki nesnelere anlam yükleme gibi süreçleri anlamak için kullandıkları zihinsel soyutlamadır.

 

 

  • Schutz’un ‘anlam bağlamları’ adını verdiği şeyler, yani tecrübelerimizi anlamlı bir dünyaya dönüştüren kriterler ve bilgi stokları inşa ederiz: ancak dünya hakkında bilgi stokları değil, aslında bizzat bütün pratik amaçlara uygun bir dünya. Eylem ve toplumsal eylem, böylece, bilinç içinde meydana gelen şeyler haline gelir. Biz insanlar, dünya içinde meydana gelen eylemlerden ziyade bilinç edimleriyle ilgiliyizdir ve toplumsal dünya beraber yarattığımız bir şeydir.

 

  • Schutz, karşılıklı etkileşim durumunu “biz ilişkisi” olarak tanımlamaktadır.

 

  • Biz ilişkisi, gündelik hayatta bireyler arasında “perspektiflerin karşılıklılığı” na bağlıdır. Toplumsal gerçekliği üreten aktörler olarak bireyler kendi öznel anlam dünyalarından hareketle ortak bir dünyayı tecrübe etmektedirler. Ortak bir dil, ortak ya da paylaşılan bilgi stokları, ortak tecrübeler gibi araçlar, öznelliğe bağlı tekil dünyaların “ortak bir dünya” olmasını sağlamaktadır.

 

  • Gündelik hayatta bireyler, bu ortak dünyayı sorgulamamakta; olduğu gibi kabul etmektedirler. Gündelik hayatın sorgulanmadan sürdürülmesi, bireylerin diğerlerini kendileri gibi düşündükleri ve algıladıklarını ve anladıklarını varsaydıklarını göstermektedir.

 

  • Perspektiflerin karşılıklılığı da bu duruma bağlı olarak bireylerin karşılıklı olarak birbirlerinin ihtiyaçlarını ve taleplerini anlamalarına yardımcı olmalarını sağlamaktadır.

 

  • Fenomenolojik sosyolojide insanlar arası etkileşimin temeli dildir. Dil, toplumsal gerçekliğin aktör öznelerin birbirlerini anlamaları sayesinde üretilmesini sağlayan en temel gerçekliktir. Gündelik dil, içinde toplumsal hakikatin keşfedilmemiş içeriklerini taşıyan önceden inşa edilmiş bir tipler ve karakteristikler hazinesi barındırmaktadır.

 

  • Ancak ortak bir sosyolojik gerçekliği mümkün kılmasına ve özneler arası temeli olmasına rağmen dilin öznel boyutunun önemi de göz ardı edilmemelidir. Bireyler etkileşimde tamamen dil ya da gündelik hayatın rutin üst gerçekliği tarafından kuşatılmamışlardır. Aynı zamanda bireyler, bilgi stoklarını arttırma, daha önce olumlu anlam yükledikleri bir tutum ya da davranış hakkındaki fikirlerini değiştirebilme gibi imkânlara da sahiptirler.

Elif AYGÜN- AYBÜ İİF 4. Sınıf Öğrencisi

Daha Fazla Göster

Andcenter Editör

Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Yüksek Lisans eğitimini Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde tamamladı. Şuan aynı enstitüde doktora eğitimine devam etnektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışti.Suan Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi İslami ilimler Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı