Marifet Divanı AkademiMarifet Metinleri

Batı Dışında Nasıl Felsefe Yapabiliriz?

Zeynep Tuğba ALBAKIR

Belirli bir din tarafından sınırları çizilmeksizin, devamlı süregelen ve Dünyanın temelini kavramaya çalışan bir düşünce disiplini olan Felsefe, bir Batı olgusudur. Batı-dışı gelişen felsefe disiplinlerinin temelinde ise din vardır. Dinsel geleneklerinden aldıkları doğruları akli bir düşünce sistemine oturturlar.  Hindu geleneğinin çeşitli öğreti sistemlerinin genel amacı yeniden doğuş döngüsünden kurtulmaya çalışmaktır. Budizm geleneğinde de durum değişmez. Mantık okulunda akıl yürütmeyi öğrenen insan sonunda ıstıraptan kurtulacaktır ve mutlağın bilgisine ulaşacak, kendisi ve kendi olmayanı ayırt edebilecektir. Genel olarak tüm dünya anlayışlarının en büyük amacı insanın selametini bir kurtarıcıya bağlamaktır. İslam felsefe anlayışı Uzakdoğu’yla aynı yazgıyı paylaşmaz çünkü İslam dünyası felsefeyle olan bağını, önce Süryaniceye sonra da Arapçaya çevrilen Yunan metinleriyle kurmuştur. Bu sebeple Meşşaiyyun felsefesinde İbn Rüşd’le birlikte sıkı bir Aristotalescilik görmekteyiz. İbn Sina ise düşüncenin mitsel-şiirsel yanını benimsemiş ve böylece “Doğu Felsefesi” ortaya çıkmıştır. İbn Rüşdcülük sayesinde “çifte doğru” kuramı ortaya çıkmıştır ve bu kuramın temeli imanla bilginin, dinle felsefenin ayrışmasıdır. İran felsefesinde ise durum farklıdır. Fars platonculuğu, Sühreverdi’nin ilahi esin kaynağı felsefesi, İbn Arabi’nin nazari tasavvuru, Molla Sadra’nın Vücud-i Mutlak’a ulaşma yolculuğu, felsefi bir ruh mistiği haline gelir ve sekülerleşmenin tam aksine, imanla bilginin, dinle felsefenin birliğine inanır.

İslam toplumları, artık homojen değil heterojen bir yapıdadır. Fikirler, moda anlayışı, insan hakları, bireysel özgürlük gibi konularda dışardan gelen düşünce akımlarının etkisine uğrayan kültürler, istemsizce de olsa Batılılaşmıştır. Kimlikler çok karmaşık bir hal aldı ve insanlar artık anlaşılması imkansız bir bütünlük içinde, birçok düzeyde, birbirine karıştırmaksızın bir kişilikle yaşamak zorundadır. İnsan zihni, tıpkı bir evin her katının farklı çağların özelliklerine göre dayanıp döşenmesi gibi bir hal almıştır. En altta, unutulmaya yüz tutmuş, arkaik bilinç, en üst katta ise bugün içinde yaşadığımız modern bilinç vardır. İran ise, ne gelenekselci ne de moderndir, bu dünyada iki arada bir derede kalmıştır, ne vardır ne de yoktur. Bir daha asla ile henüz değil arasında sıkışıp kalmıştır. Batı’nın sanat anlayışına ayak uyduramayan İran gibi toplumlar, kültür, sanat, şiir, edebiyat, gibi konularda eşsiz eserler vermişlerdir fakat düşünce, siyaset, kamu ahlakı gibi konularda ise kopmalar yaşanmıştır. İşte tam burada “Kültürel şizofreni” kendisini göstermiştir. Bu durum sonucunda anlayış çarpıklıklarına ve yanlış bir bilince sebep olmuştur.

“Evcilleştirilmiş şizofreni” zihinsel sıkışmaları çözmek, bilinçdışı inşa edilmiş kavramları bilinçli kılmak, birbirine karışmış söylemleri birbirinden ayırmaktır. Periferi insanları, farklı bilgi blokları arasına sıkışmış, dünyalar arasındaki açıklığa düşmüştür. Bu iki yanlılık zihni açıklıkla kabul edilebilirse zenginliği ortaya çıkartır. Bu kabulleniş sırasında 3 durum ortaya çıkabilir. Birinci durum şahsiyet katılaşmasına varabilir, Taliban ve selefiler gibi kapalı bir zihinsel getto ortaya çıkabilir. Bir tür ideolojik indirgemeye de varabilir, söylem olarak modern yaşayış olarak arkaik kalabilir. Üçüncü durumda ise farklı dünyaların bağdaşmazlığını görür ve her kavramı kendi tarihsel bağlamına yerleştirir ve bunları uygun yollarla besler. Örneğin Klasik şiir okumak isteyen biri Mevlana okurken, Descartes ya da Kant’ın düşünce tarzını okumak için farklı kaynaklar kullanırız.

Bu heterojen dünyaları yüklenen insanda her durum için uygun bir anahtar olmalıdır. Şizofreni ve çelişkileri ancak bu yolla aşabiliriz, farklı dünyaları, çatışma yaşamadan aynı anda huzurla yüklenebiliriz.

Daha Fazla Göster

Andcenter Editör

Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Yüksek Lisans eğitimini Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde tamamladı. Şuan aynı enstitüde doktora eğitimine devam etnektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışti.Suan Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi İslami ilimler Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı