Yusuf Yaralıoğlu

 

Mikro milliyetçilik; milliyetçiliğin en büyük düşmanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreçte en son hatırladığımız, Yugoslavya’nın parçalanması olayında gördüğümüz gibi, “mikro milliyetçilik” akımları, ulusal devleti aşan ve onu daha küçük parçalar halinde algılayan bir yapıya sahiptir.

Milliyetçilik kavramının; toplayıcı, genişletici, koruyucu özelliklerine karşı mikro milliyetçilik daha dar anlamda bölgeci, (biraz) kavmiyetçi, toparlayıcı ve kucaklaştırıcı olmaktan öte dışlayıcı özellikleriyle karşımıza çıkmaktadır. Mikro milliyetçiler, kendilerini bir milletin bünyesinde bulunmalarına rağmen o milletin asli unsuru olarak kabul etmek yerine akraba topluluğu veya hak ettikleri bölgede ev sahibi topluluk olarak vasıflandırırlar.

Peki, Küreselleşme bu kavramın neresindedir?  Küreselleşme veya globelleşme olarak ifade ettiğimiz bu kavram,  en küçük bir kültürel farklılığı bile vurgulayarak, elektronik medya aracılığı (günümüzde) ile bunu tüm dünya kamuoyunun dikkatine sunan, ayrıca siyasal açıdan, kültürel farklılıkların korunması ilkesini demokratik hak ve özgürlükler alanının ayrılmaz bir parçası olarak gören bir anlayışı yaygınlaştırmaktadır. (Kongar, Erişim Tarihi:08.12.2018) Bu durum mikro milliyetçiliğe yatkın olan akımlar veya halkların ekmeğine yağ sürmektedir.

Mikro milliyetçilik, neo-Liberal politikalar uygulayan  küresel güç odağı olan devletlerin yine neo-liberal politikaların temel hedefi olan ‘Böl-parçala-yut’ politikalarının uygulanabilmesi açısından mikro milliyetçilik büyük önem arz eden bir kavramdır. Zira sosyolojik operasyonların yoğunlukla yapıldığı 20. ve 21. yüz yıllar da  ‘mikro milliyetçi’ akımlarda artış olduğunu söylememiz pek tabi mümkündür. (Bu konu örneklerle birazdan açıklanacaktır.)

Tarih sahnesine şöyle bir geri dönüp baktığımızda genellikle parçalanan, dağılan ve tarih sahnesinden yok olan devletlerin yıkılma süreçlerinde bahsettiğimiz bu mikro milliyetçi akımları görürsünüz! Dolayısıyla mikro milliyetçilik gizli bir düşman olarak tabir edilebilir. Zira yeri geldiğinde çıkarlar uğruna kullanılabilen büyük bir silahtır. Osmanlı devletinin yıkılma süreci, Yugoslavya’nın yıkılma süreci ve diğer imparatorlukların yıkılma süreçlerini irdelediğinizde bunu çok iyi göreceksiniz!

İbn-i Haldun’nun ifade ettiği asabiye kavramını da bir yönden bu kavramla ilişkilendirebiliriz. Asabiye bir nevi kan bağı olarak belirtilir. İbn-i Haldun’un bu kavramı ile kast ettiği anlam birlik ruhuna dayalı olan kuvvettir. İbni Haldun asabiyeti ilk kaynağının akrabalık ve ailesi olduğunu söyler. Ayrıca her asabiyette devlet kurmak için yeterli olmayacağını belirtir. İbni Haldun’un asabiyetler birbirinden farklıdır her asabiyet kendisine komşu olan diğer boy ve aşireti tahakküm eder sözleriyle ekleme yapar. Bundan dolayı her asabiyet devlet kurarak hükümdar olamaz. Ancak tebaayı kendisine boyun eğdiren, vergileri toplayan delegeler gönderen ve sınırları koruyan hükümdar olabilir. Bütün bu sözlerden asabiyet kavramının grup dayanışmasına ve birliğine dayalı eylem gücü olduğu ve İbn-i Haldun tarafından böyle kullanıldığı anlaşılıyor.

Peki bugün mikro milliyetçi dalgalar nerelerde desteklenmektedir gelin bunu irdeleyelim;

İspanya Örneği

İSPANYA yeni bir etnik milliyetçi dalga ile karşı karşıya, Son zamanlarda gündemden uzun süredir düşmeyen İspanya Özerk Katalunya bölgesinde yükselen bir mikro milliyetçilik’ etnik milliyetçilik’ dalgasına şahit olmaktayız. Madrid’deki hükümet, etnik milliyetçilikler radikalleşmesin düşüncesiyle özerklikleri artırmıştı. Katalanların kendilerini “ulus” olarak nitelemelerini, Madrid’le bütçe ilişkilerinin gevşemesini resmen kabul etmişti.

Ancak  verilen tavizler Katalan milliyetçiliğini ‘ mikro milliyetçiliğini’ tatmin etmedi! Başlangıçtaki talepler giderek artmaya başladı hatta 2006 yılında Katalanlar  “Katalunya bölge anayasası”nı hazırladılar. 7 milyon nüfuslu Katalunya’da İspanyolcanın yanında resmi dil olan Katalanca, artık “tercihli resmi dil” olarak kabul edilecekti. O dönemde iktidarda olan Sosyalist Başbakan Zapatero buna da karşı çıkmadı. Fakat muhalefetteki muhafazakâr Halk Partisi, dava açtı ve İspanya Anayasa Mahkemesi, bu tür maddeleri iptal etti. (Milliyet, 30 Haziran 2010)

Geçtiğimiz günlerde (2017) büyük gösteri grupları halinde bağımsızlık isteyen katalanlar bağımsızlık referandumu yaparak tek taraflı bağımsızlık ilan ettiler. Madrid hükümetinden anayasa ihlali noktasında tutuklamalar meydana geldi ancak sorun hala çözülebilmiş değil…

Siyaset bilimi kitaplarında İspanya, “özerk bölgeleri bulunan üniter devlet” olarak tanımlanır. Çünkü özerk bölgeler ve kültürel özerklikler var, ama İspanya Anayasası’nın 2. maddesi “bir ve bölünmez İspanyol milletinden bahsetmektedir. Ancak günümüz batı dünyasında ‘federal bir İspanyaya’ doğru gidildiği ifade edilmektedir.

İskoçya Örneği

İngiltere’den ayrılmak için defalarda referandum yaptı ancak bu referandumlar halkı tarafından desteklenmesine rağmen lobi faaliyetleri sonucu bir türlü başarıya ulaştırılamadı. İskoççlar buldukları her fırsatta bunu tekrar etmeye devam edeceklerdir…

Avrupa’nın ve diğer ülkelerin içerisinde bir çok Özerklik (ardından bağımsızlığa giden yol)isteyen halkların olduğunu görmekteyiz…

Kanada-Kebek Örneği

Kanada’nın Fransızca konuşan bölgesi Kebek’te, 1995 yılındaki referandumda az bir oy ile ‘özerkliğe hayır’ çıktı. Ama ayrılıkçı görüşler her daim tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Türkiye Örneği

Klasik modernleşme teorilerine göre ‘aydınlanma’ ve ‘sanayileşme’ sayesinde bu tür kimlikler zamanla “ulus” içinde eriyip gidecekti… Bunun başarılı örneği Fransa’ydı. 1789’da Fransa halkının üçte ikisi Fransız devrimcilerinin dilini anlamıyordu! Bugün Fransa’da kayda değer bir ayrılıkçı kimlik yok. (Kongar, Erişim Tarihi:08.12.2018)Türkiye, ‘aidiyet’ duygularında ve dilde Fransa gibi birlik sağlamak için iki yüzyıllık zamana ve erken sanayileşme, erken eğitim gibi sosyolojik dinamiklere geçmişte sahip olamadı.

Sözde Kürdistan olarak tabir edilen ve talep edilen Özerk bölge :

Suriye, Irak ve Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada yaşanan son gelişmeler ışığında, yukarıda bahsettiğimiz Küresel büyük devletlerin neo-liberal politiları çerçevesinde desteklenen bir mikro milliyetçi (etnik milliyetçi) dalganın açık bir örneğidir. Yüzyıllardır bu topraklarda barış içinde birlikte yaşayan bu iki millet o kadar bir birine geçmiştir ki bazen et ile tırnak benzetmesi yapılarak buna atıfta bulunulmaktadır. Dolayısıyla dünyada Türkler ve Kürtler kadar iç içe geçmiş iki kimlik yoktur. Çeşitli çıkar gruplarının bu kışkırtmalarını görebilmek için dinimizin ilk emri olan okumanın büyük önemi vardır. Ancak Mikro milliyetçilik öyle bir zehir saçmaktadır ki destek bulduğu her zaman tansiyonu yükseltip bağımsızlık hareketlerine kapılmaktadır.

Zira Türkiye başlattığı Çözüm sürecini iyi yönetmiş ancak Etnik milliyetçilik politikaları güden , siyasi ayağı da mevcut olan terör gruplarının dış mihrakların çıkarlarına hizmet etmelerinden kaynaklanan bağımsızlık nidaları atmalarına neden olmuştur. Yani taviz taviz getirmiş ve bu gruplar  daha fazlasını istemiş ancak açık niyetlerini ‘hendek olaylarında ‘ göstermişlerdir. Asıl amaç özerklik değildir amaç dış mihrakların çıkarları olduğunu görmekteyiz. Bugün birçok kürk aşiret lideri bu olaylardan sonra meselenin milliyetçilikle sınırlı olmadığını ve samimi bir çaba olmadığını görmüşlerdir.

Bu sosyolojik sorun ‘mikro milliyetçi’ akımlar nasıl çözülebilir?

Çözüm Önerileri;

Baktığımız zaman, yüksek ekonomik refahın özgüveni artırarak etnik milliyetçiliği güçlendirdiğini görmekteyiz. (Büyük devletlerin çıkarları için para ve silah vermesi bugün Mümbiç’te yaşananlar aklınıza  gelmelidir.) Bu yardımların önlenmesi politikaları güdülmelidir.

Yapılan araştırmalarda yoksulluğun etnik milliyetçiliği beslediği ve hatta tetiklediği tespit edilmiştir.

Araştırmalarda sosyolojik olarak ‘etnik milliyetçiliğe’ yatkın olan bölgelerin hassasiyetlerinin iyi bilinmesi gerektiği tespit edilmiştir. Sosyolojik olarak iyi tanınan bir bölgenin sorunları elbette çabuk çözüme kavuşturulacaktır.

 

Kaynakça

Kongar Emre , ‘https://www.kongar.org/makaleler/mak_ku.php’ Erişim Tarihi 08.12.2018.

 

Paylaş
Önceki İçerikAlman İslam’ı ve İslam’ın “Konstantinleştirilmesi”ne Dair
Sonraki İçerikKuhn ve Paradigma
Andcenter Editör
Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Şuan Yüksek Lisans eğitimine Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde devam etmektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Şuan Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin