Sosyoloji nedir? Şeklinde bir soru sorulduğunda aklımıza gelen ilk cevap bir toplum bilimi olduğudur.Gıddens’e göre sosyoloji genel itibariyle;bireyin kendisini anlatması ve toplumun değişimini anlamasıdır.

Sosyoloji için söylenilebilecek kaçınılmaz şey onun  bir Batı Bilimi olmasıdır. Çıkış noktası ise ;fen bilimlerinde yaşanılan gelişmelerdir.Bu gelişmeler neticesinde birey kaderine hakim hale gelmiş ve artık yağmurun ne zaman yağacağını,mahsulünün kalitesinin nasıl olacağını bile bilir hale gelmiştir. Böylece,fiziki anlamda spontane gelişebilecek şeylerin alanı çok daralmış ve birey yaşadığı hayatın aktörü haline gelmiştir.Birey için artık şansına gelişen bir dünya yoktur.Fen bilimlerinde meydana gelen gelişmeler  sayesinde herşey insanlar tarafından kontrol altına alınabilir hale gelmiştir.

İnsanın fiziki alanında yakaladığı bu hakimiyet duygusu,biyolojik alanda da toplumu ve toplumsal yasaları kontrol altına alma arzusunu uyandırmış ve birey toplumu ve toplumsal yasaları keşfetmeye çalışmıştır.Toplumsal yasaların keşfefilmesi ise hükmetme çabasını beraberinde getirmiştir.

İnsanlar,fizik kanunlarında olduğu gibi  toplumsal alanda da bu başarıyı yakalamaya çalışarak , ‘Bize ne oldu?’ sorusunun cevabını bulmaya çalışmışlardır.

İnsan,meraklı bir varlıktır ve bu merakını davranışlarına da yansıtır.İnsan öncelikle kendisini merak eder ,daha sonra kendisi dışında kalan alemi görür ve toplum ile etkileşim içerisine girmeye başlar.İnsanlar, toplum içerisine girdiğinde ise yaşanan değişmelerin nedenlerini merak etmeye başlar ve sonuç olarak,toplumsal mühendislik yaparak topluma hükmetme ve yönetme arzusunu içinde hisseder.

Her insanın bireysel kimliği  vardır  fakat toplumsal gerçeklik içerisinde kimliklerinden uzaklaşabilirler.Toplum içerisinde,bireysel kimliklerinin dışına çıkarak aslında yapmayacakları şeyleri yapabilirler.Bu noktada toplumsal gerçekliğin önemi bir kez daha karşımıza çıkar.Toplumsal gerçekliğin 2 farklı yönü vardır.Bunlardan birincisi;kişinin olaylara  bakarken,sadece bireysel olarak gördüğü şeyler diğeri ise bireyin kendisini gündelik,sıradan yaşamından uzaklaştırarak düşünmesidir.

Sosyoloji;kurallar ve kaideler ezberlenerek yapılan bir şey değildir.Sosyoloji;herhangi bir olayın tahlilini yaparak sonuça ulaştıran bir şey de değildir.Bu durum; sosyolojinin yıllar geçse de dinamik kalmasını sağlamaktadır.Sosyoloji,herhangi bir olaydan çıkar ve olguyu kurama dönüştürür.Kurama dönüştürülmeyen bir olgu ise sosyolojik alanda bir anlam taşıyamaz.

Sosyolojik muhayyelenin geliştirilmesi ,olayların her yönüyle düşünülmesiyle mümkün olur.Bu ise olaylara üst pencereden bakma ile gerçekleşir.Örneğin,namaz ibadetine baktığımızda bir Arap’ın,Zenci’nin veya bir Türk’ün namaz kılma şekli aynı değildir.Türkler namazı daha kurallara bağlı olarak kılar,secde tam yerinde olmalıdır,rükunun açısı bile bellidir,asker gibi disiplinli bir ibadet uygulama şekli görebiliriz,Araplara batığımızda ise daha rahat kılma şekilleri görürüz.Bunu anlayabilmek için olaylara daha üst pencereden bakmak ve herhangi bir etkinin altında kalmamak gerekmektedir.

Gıddens bu konuda kahve örneğini vermektedir.Sıradan olan bir kahve içme davranışına sosyolojik bir bakış açısıyla neler söylenebilir? Diye bir soru sorar ve kahve içme davranışını sosyolojik olarak açıklamaya çalışır.

Öncelikle kahvenin sadece bir içecek olmadığını söyler.Birçok batılıya göre kahve sabah gerçekleştirilen rutinin bir parçasıdır.Kahve içmek güne başlamak için gerekli bir adımdır.Gün içerisinde bir topluılukla içilen kahve ise sabah güne başlamak için gerekli görülen şey dışında, bir topluluğun birşeyler konuşurken yudumladığı içecekten başka bir şey değildir.Tüm toplumlarda kahve içme aslında toplumsal bir etkileşim ve törenlerin gerçekleştirilmesi için ortamların yaratılmasıdır.Sosyolojik bakış açısı burda devreye girer ve olaylara üst pencereden bakarak açıklamalar getirir.İkincisi ;kahvede alkol gibi beyin üzerinde uyarıcı etkisi olan kafein içerir ve aşırı kullanımı kişide bağlılık meydana getirir ki batıda olan budur.Fakat bazı toplumlar alkolü kabul etmezken,aşırı kullanımında alkol  ile aynı etkiyi oluşturan kahve kullnımını normal karşılarlar,sosyologlar yine burada olaya üst penceren bakarak neden böyle karşıtlıklar olduğuyla ilgilenir.Üçüncü olarak kahve,küreselleşme,uluslar arası ticaret,insan hakları ve çevrenin yok edilmesi hakkındaki çağdaş tartışmaların merkezinde bulunur.

Kahve yaygınlaştıkça,markalaşmış ve siyasallaşmıştır.Tüketicilerin hangi marka kahve aldıkları ve bu konudaki seçimleri yaşam biçimi tercihlerleri haline gelmiştir.İnsanlar Starbucks gibi şirketleşmiş kahve zinciri yerine bağımsız kahvehaneleri tercih edebilirler.Yine burada sosyologlar küreselleşmenin,en uzak  köşedeki insanların bilinçlenmesini nasıl arttırdığı ve ortaya çıkan yeni bilgileri kendi yaşamlarında kullanmaya nasıl yönelttiğini anlamaya çalışır.

Gıddens kahve içme davranışını, sosyolojik imgeleme üzerinden bu gibi örneklerle açıklamaya çalışmıştır.Buradan çıkarılacak sonuç ise kahve içme davranışına bile,kişi üst pencereden bakarak yani hiç bir şeyin etkisinde kalmayarak sosyolojik bir bakış açısıyla söyeyecek şeyler bulabilir.

Toplumsal ilişkiler kümesinde;hem toplumsal hemde ekonomik yön vardır ve toplumsal ilişkilerde bulunan bireyler bu iki yönü de ortaya çıkarmaktadır.Bir olaya sosyolojik açıdan,sosyolojik bakış açısıyla bakarken kısaca sosyoloji yapılırken;

  • Olayı gerçekleştiren kişinin/kişilerin olaya yüklediği anlamın,
  • Ortaya çıkan olayın,toplumda ortaya çıkardıığı reaksiyonun,
  • Toplumsal olayların asla görüldüğü gibi olmadığı ve arkasında mutlaka bir dini/siyasi/ekonomik vb. arka planın olduğunun,
  • Her olayın,küresel yöne bakan bir yönünün,
  • Aynı olayın,farklı toplumlarda farklı anlaşıldığının ve farklı çözümler getirirdiğinin,
  • Her olayın arkasında mutlaka ekonomik bir çıkar ilişkisinin olduğunun, bilincinde olunmalıdır.

Sosyolojiyi ortaya çıkaran bir toplumsal yapı vardır.Bir olaya,olguya,kurama gideceksek bunların hepsi toplumsal yapı içerisinde gerçekleşmektedir..Genel olarak toplumsal yapı; bir olay sonucunda verilen tepkidir.Toplumsal yapıyı;aile,din,siyaset gibi şeylerin hepsi oluşturur.Bunların hepsinin birey üzerinde farklı etkileri olmaktadır.

 

Paylaş
Önceki İçerikIŞİD ve İslam
Sonraki İçerikDevlet ve Tarikat-Cemaat İlişkilerinin Tarihsel Zemini
Ayşegül Kip,18.07.1994 yılında Ankara/Altındağ ‘da doğdu.İlk,orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 2013 yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesine yerleşti.Arapça hazırlık eğitiminden sonra dört yıllık eğitimine başladı.2014 yılında MEB onaylı Beden Dili,Hitabet,Profesyonel İletişim,Diksiyon sertifikalarını aldı.2015 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının gerçekleştiridiği ‘Yaşlılarla Dini Sohbet Projesi’ne katılım sağladı.Şuan 4.sınıf öğrencisi olarak lisans eğitimine devam etmektedir.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin