AvrupaBatı AraştırmalarıDin ve Politikaİslamofobi

Yeni Zelanda’daki Terörist Saldırının Almanya’daki Yankıları ve Teröristin İdeolojik Arka Planına Dair-II

İslam Düşmanlığı

2011 yılında Norveçli terörist kendi ülkesinde 70 masum insanı katletti. 2019 yılında Avustralya’lı terörist Yeni Zelanda’da 50 masum insanı katletti. Her iki terörist için Müslümanlara karşı nefreti terörist eylemlerinde merkezi bir role sahipti. Ancak her iki terörist nefretleri sadece aynı değil aynı zamanda ortak kaynaktak beslenmektedirler. Her iki terörist’de Bosna savaşında masum Müslümanları katleden Sırp savaş suçlusu Radovan Karadziç’i yüceltiyor. İnternetteki aşırı sağcı forumlarda savaş suçlusu Bosna katliamcısı Karadziç ve Sırp generali, savaş suçlusu Ratko Mladic bir kahraman olarak kutlanıyorlar.

Aşırı sağcılar Hitleri memnuniyetle örnek alıyorlar. Ancak Hitler için İslam ve Müslümanlar merkezi anlamda bir düşman resmi değillerdi. Günümüzdeki İslam düşmanı ve Müslümankarşıtı ırkçı aşırı sağcılar için Sırp ultra milliyetçiliği onların nefret söylemlerinde, önemli bir tamamlayıcı etken. Sırp katili Karadziç ve Mladiç, 1995 yılında Serebsenitsa’da sadece bir kaç günde 8 bin Müslümanı katlettiler. Katil Sırp generallere bağlı askerler Müslüman katliamlarına devam ettiler. Bu onların taraftarlarını etkiledi. Irkçı, İslam düşmanı aşırı sağcılar Karadziç’i bir peygamber olarak değerlendirmekteler. Aşırı sağcılar için 11 Eylül saldırılarından çok önce ve Hristiyan dünyanın geri kalanlarından çok daha önce Sırp lideri, Hristiyanlık için doğru bir değerlendirmeyle bir tehdit olan İslama karşı uygun tedbirleri aldı. Norveçli terörist yayınladığı  paçavra manifestosunda Karadziç’i ve Bosna katliamını bu şekilde sunmakta. Terörist Breivik’e göre Bosnalı Müslümanlar ve Arnavutlar, Sırplara karşı demografik bir savaş ile onları geçtiler. Terörist Breivik’e göre bu dolaylı bir soykırım ve aynı zamanda cihadın yıkıcı bir şekli. Norveçli teröristin hikayesinde Karadziç, Müslümanlara Hristiyanlığa geçmeleri veya Bosna’yı terketmeleri teklifinde bulunmuştu. Müslümanlar da bunu reddettiği için Karadziç için de savaştan başka çare kalmamıştı. Bunun için aşırı sağcı teröristler nazarında Karadziç, sonsuza kadar onurlu bir Haçlı Süvarisi ve Avrupalı bir Savaş Kahramanı olarak hep hatırlarda kalacaktı. Norveçli terörist Müslümanlar konusunda Avrupa’ya uyarı sinyali ve rol model olarak Sırp katili savaş suçlusu Karadziç’i terorik olarak ele alırken, Yeni Zelanda’lı teröristin güneydoğu Avrupa’da bir çok yeri kendisine esin kaynağı olması için dolaştığı ortaya çıktı. Yeni Zelanda’lı terörist 1999 yılındaki Kosova savaşını Nato Müslüman Arnavutlarla birlikte Hristiyan Avrupalıyı katlettiği için bu savaşı lanetlemetekte ve bu terörist eylemiyle de İslam işgalcilerini Avrupa’da uzaklaştırmaya çalıştığını katliamdan önce yayınladığı manifestosunda açıkça belirtmekte. Yeni Zelanda’lı terörist katlimaı sosyal medya hesabından canlı olarak yayınlamış ve yayınlanan video da arabasında Srebsenitsa katili Karadziç’i yücelten şarkı çaldığı ortaya çıktı.

İslamofobya, İslam hakkında belirli bir resim üreten aktörler üzerinden olmaktadır. Bunlar İslamı bir din olarak değil, aksine kendisine karşı düşmanca olunabileceği veya olunmak zorunda olduğu bir ideoloji olarak değerlendirmektedirler. Bundan dolayı da İslam dini tolerans kategorisinde değerlendirilmektedir. Burada din siyasi bir tehlike etiketine dönüştürülmektedir. Bertellsmann vakfının düzenli oalrak yayınlamış olduğu Religionsmonitor araştırmalarından 2015 yılında Almanya’da İslam Algısına dair yapılan araştırmaya göre aynı kişi bütün dinlere karşı hoşgörüyü açıklarken, İslama karşı daha da fazla düşmanca olabilmektedir. Bunlar İslam’ın buraya uymadığı, bizi tehdit ediyor ve bundan dolayı istenmemekte gibi argümanlar ileri sürmektedirler. Sözde holgörülü bu insanlar İslamı korunması gereken bir kültür olarak değil aksine düşmanca bir zihniyet olarak değerlendirmektedirler.

İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda bir çifte standart söz konusu ve bu durum toplumun bir çok kesiminde sosyal demokratlardan, zengin liberal kesime kadar oldukça geniş bir çevrede yaygın bir tutum. Bunun ideolojik bir şekilde en sert formulasyonu siyasilerden CDU’nun sağ kanadında vuku bulmaktadır. CDU’nun sağ kanadında Hafez’in de iddia ettiği gibi çok açık bir şekilde İslam düşmanlığı mevut. Hafez, Almanya’da AfD ve ona yakın popülist aktörler klasik İslam düşmanlığı yürütmektedirler. Hristiyan Birlik Partisi (CDU) Milletvekili Veronika Bellmann kendi partisinden daha önce uyum bakanlığı yapmış Aygül Özkan (CDU)’ın Hamburg Belediye Başkanlığı adaylığı gündeme geldiğinde böyle bir açıklamada bulundu. Bellman’a göre İslam inancı ile CDU üyeliği birbiri ile bağdaşmaz. Bu hususun dinini yaşamayan seküler Müslümanlar için de geçerli olduğunu savunuyor. Ayrıca ona göre Müslümanların Anayasaya bağlılıklarını, sadakatlerini dile getirmeleri yetmez, onlardan bunun yazılı talep edilmesi gerekmektedir. Spiegel’in haberine göre Bellmann CDU’daki aşırı kanadı temsil etmekte ve CDU ile AfD’nin muhtemel bir koalisyonunu ihtimal dışı bırakmadığını belirtmektedir. Kai Hafez’e göre AfD’nin de parti programında yer verdiği  ve CDU’nun sağ kanadı kendi İslam düşmanlıklarını, yasalara sadık Müslümanlar kabulümüz diyerek gizlemeye çalışıyorlar.

Kai Hafez’e göre yüzde 50 nin üzerinde Almanlar islam düşmanlığına yatkınlar. Bu konuda Alman toplumunda gerçek bir iki ayrım var: Bir yarısı yarısı liberal, bir yarısı da İslam düşmanlığına gayet yatkın. Almanya’da bazı bölgelerde, Thüringen ve Sachsen mesela İslam Düşmanlığı yüzde 70’in üzerine çıkmaktadır. Almanya’da İslam Düşmanlığı toplumun üç kenarında hareket eden bir fenomen değil, aksine geniş çapta toplumun merkezine (ortasına) yerleşmiş durumda.

Hafez’e göre insanların İslam’a karşı ön yargılı olmasının siyasi, sosyal ve kültürel nedenleri bulunmakta. Siyasi olarak bakıldığında, klasik klişeler, şiddet yanlısı, fanatik, kadını hor gören İslam gibi sağcılar tarafından dile getirilen klasik klişeler vatandaşlarda korku ve reddetme ortaya çıkarıyor.

Günümüzde İslam Düşmanlığı bütün batılı ülkelerde göze çarpan bir durum. Uyun yıllardır toplumun merkezine yerleşmiş olan Müslüman karşıtı ırkçılık ciddi anlamda ele alınmıyor ve tartışılmıyor. Sözde mülteci krizinden sonra Avrupa’nın Müslümanlar tarafından demografik olarak tehdidi oldukça güçlendi. Kiyap yazarı olarak şimdilerde temayüz eden Thilo Sarrazin ilk kitabı Almanya kendi kendini yok ediyorda bu korkuyu daha da körükledi. Sarrazin kitabında “Biz istila edildik!, “Kültürümüz tehdit altında!

Eski Kaba Nazi Tezleri

İddia edilen planların arkasındaki ana beyin olarak sözde Yahudi komplosu görmektediler. Tarihçi Nicolas Lebourg: 1946’dan itibaren eski Nasyonal Sosyalist savaşçılar bütün bir Avrupa’nın Zenci (Amerikalı Askerler) ve Moğollar (Ruslar) tarafından işgal edildiği ve kıtanın yeni bir direniş hareketiyle işgalcilerden kurtarılması zorunlu olduğu iddiasında bulunmaktaydılar. Uluslararası seviyede bir Fransız bu teoriyi tanınır kıldı. Rene Binet, planlanmış olan “Avrupa Halklarının Değiştirilmesinde” Yahudilerin yer aldığı görüşünde idi.

Avusturya kökenli Yeni Zelandalı aşırı sağcı, İslam ve Müslüman düşmanı ırkçı Tarrant

 

yük İkame Komplo Teorisinin Yahudi Düşmanlığından İslam Düşmanlığına Evrilmesi

Aşırı sağcı gruplar ve akımlar kendilerini memnuniyetle başvurdukları göçmenlerle „Değiştirme“ komplo ideolojisine dayandırmaktadırlar. Bu ideoloji yeni olmayıp aşırı sağın 2. Dünya savaşından bugüne her zaman başvurdukları, tekrar ortaya çıkardıkları ve günümüz sağın düşman resmine uydurulan bir ideoloji. Bu tasavvurun kaynağı 2. Dünya savaşından sonraki Nazi çevrelerinde yatmaktadır. Bugünden farklı olarak Müslümanlar değil, Yahudiler odak noktası haline gelmişti. 1945’ten sonra aşırı sağ, Avrupa’nın Afrikalı göçmenlerle sömürgeleştirileceği tasavvurunu geliştirdiler.

Yeni Düşman Resmi ile Yeni Sağ

Bu teorinin anti semitik yönü 11 Eylül saldırılarından sonra değişti. Lebourg’a göre 11 Eylülden itibaren ırkçılık ve İslam düşmanlığı için mobilize haline gelmiş mitosa dönüştü. Yahudiler yerine aşırı sağcıların kendi ifadelerine göre “Multikültüralizm” sözde “ırkın yokedilmesinden” sorumlu tutuldular. Bundan hareketle amacı “Beyaz” ın ve “Avrupa’nın Hristiyan Halklarının Müslümanlarla değiştirilmesi olan bir çok kültürlülük Beyaz halkın yok edilmesinden sorumlu tutulmaktaydı.

Christchurch Teröristi Müslümanları ve diğer azınlıkları beyaz ırka soykırım planlayan “İstilacılar” olarak nitelemekteydi. Yeni Zelanda’lı aşırı sağcı ırkçı terörist yayınlamış olduğu manifestosu aşırı sağın beyaz Avrupalının Müslümanlarla değiştirildiğini savunan “Halkların Değiştokuşu” komplo teorisine dayanmakta idi. Teröristin radikalleşmesi her hkendisiyle mutlak manada mücadele edilmesi gerektiği bir “Düşman Resmine” (Feinbild) dayanmakta. Bu düşman resminde “Biz ve Onlar” (öteki) var.

Norveç’in aşırı sağ popülist partisi Fremskrittspartiet (FrP) uzun yıllardır söz de ülkenin İslamlaşması argümanı ile toplumda alarm zilleri çaldırmış FrP’nin gençlik organizasyonunda daha sonra Utoya’da 70 masum insanı katletmiş olan Anders Breivik’in üye olduğunu inkar etmişti.

Avrupada aşırı sağ kendi kitlesinin de dışında ırkçı medeniyetler çatışması kavramları ve argümanlarıyla toplumda kabul görmek istiyorlar. Elbette ki bunu nedensiz yere yapmıyorlar. Zira Avrupada “Müslüman karşıtı ırkçılık başarılı bir model olarak addedilmekte. Avrupa’daki birçok ırkçı parti hedeflerini “Düşman Müslüman Algısına” daha doğrusu “Düşman İslam” algısına odaklandırmaktalar ve böylece toplumsal olarak oldukça geniş bir tabana yayılmış Müslümanlara karşı nefreti seçmenlerin rızasına dönüştürmek istemektedirler.

Düşman resmi olarak İslam, bugün Batı Avrupa’daki bütün sağcı popülist partileri, Hollanda’dan Geert Wilders ve Fransa’nın Ulusal Cephesinden, (FN), Belçika’daki Vlaaams Belang, İsviçre Halk Partisinden (SVP Schweiz), Avusturya’nın Özgürlük Partisi (FPÖ) İtalya’nın Lega Nord (LN)’dan İskandinav ülkelerindeki sağcı popülist partiler için ortak bir nokta olduğunu söyleyebiliriz. Diğer siyasi partiler de aşırı sağın retoriğini üstlenmiş durumda.

Aşırı sağcı popülist partiler Müslüman karşıtı ajitasyonları ile ülkelerinde başarı elde ettiler. İsviçre’deki minare yasağı sadece bu gelişmelerin göze çarpan bir ifadesi idi. Bütün siyasi partiler, kiliseler ve sendikalar minare yasağına karşı olmasına rağmen din özgürlüğünü sınırlandıran bu halk oylaması oldukça bir çoğunluk elde etmişti. Bütün bir İsviçre’de sadece 4 minareli Cami olmasına rağmen SVP 2007 yılında minare yasağı insiyatifini başlattığında minare karşıtları için İsviçre’deki minareli cami sayısının pek de önemi yoktu. Aşırı sağcıların çizdiği düşman resmi İslam’ın, Cihadın bir sembolü olarak ve siyasal İslamı yansıtan bir sembol olarak minare görülmekteydi. İsviçre’de aşırı sağın bu başarısı Avusturya’lı ruh ikizleri FPÖ tarafından hemen kendi parti propagandalarına adapte edildi. “Müezzin Yerine Sarrazin”, “Batı Hristiyan Elde”, medeniyetler çatışması argümanlarıyla FPÖ şimdi Avusturya’da iktidar ortağı.

Suçlu Elitler

Terörist Tarrant 74 sayfalık nefret yazısında “Büyük Değiştokuş” tasavvurunun, ideolojisinin aktüalize edilmiş haline müracaat etmekte. Lebourg’a göre İngilizce konuşulan bölgede aşırı sağcı grupların 40 yıldır kullandığı sözde “Beyaz Soykırım” formulasyonnu  aşırı sağcı, İslam ve Müslüman düşmanı ırkçı terörist Tarrant ta buna dayanmaktaydı. Sağcı popülist partiler toplumun birbirinden ayrı iki ayrı homojen gruba ayrıldığından hareket ediyorlar. Saf (ari) halkın karşısında rüşvete bulaşmış, ahlaksız ve yozlaşmış elitler durmakta. Aşırı sağcıların severek kullandığı bu komplo teorisine göre “Halkların Değiştokuşu” dünya çapındaki elitler tarafından organize edilmekteydi.

Sağcı Öncü Düşünür

Fransız yazar Renaud Camus 2001 yılında yayınlanan kitabı “Le grand remplacement” (Büyük İkame/Değiştokuş)  bu komplo teorisini benimsemekte. Kitabında “Fransa’nın Müslüman egemenliğine düşmesi gerçekleşmekte olduğunu buna karşı olarak da Camus Fransa vatandaşlığının zorlaştırılmasını, aile birleşiminin yasaklanmasını ve devletin sosyal desteklerinin sadece Avrupalılara ödenmesi gerektiğini tavsiye ediyordu.

İnternet İslam Düşmanlığını Teşvik Etmekte

İnternetin kullanımda olduğu tarihten bugüne bilhassa aşırı gruplar interneti ve sosyal medyayı kendi propagandaları için oldukça etkin bir şekilde kullanmaktadırlar.

Kai Hafez’e göre önceleri internetin dünya çapında birleştiri bir etki edeceği kabul edilmekteydi. Ancak bu arada internetin  daha çok nefret söylemlerinin yayılmasına ve etnik ve dini gruplar arasındak diyalogdan ziyade ayrışmayı güçlendiren bir yapıya uygun olduğu ortaya çıktı. İnternetin ve osyal medyanın kültürlerarası ilerlemeye etki edeceğine dair ümit büyük çapta gerçekleşmedi. Tam aksine, internet “Neo-Toplumsallaşma” ya neden oldu. Armin Nassehi ve birçokları şimdilerde  toplumun “Tekrar Kabileleşme” sinden söz etmektedirler.

Die Auffassung von menschlichen „Rassen“ entstand während der Aufklärung und bildete das geistige Fundament, auf dem sich der Kolonialismus entfalten konnte, der Imperialismus und später die völkischen Rassenideologien des 19. und 20. Jahrhunderts und der Holocaust.

 

İspanya kökenli veri analiz firması Alto’nun yaptırmış olduğu araştırmanın sonuçlarına göre sağcı popülistler sanki kendi seçmen kitle sayısına uygunmuş gibi Avrupa’da sosyal medya platformlarında siyasi tartışmalarda baskın çıkmaktalar. Belli başlı Avrupa ülkelerinden elde edilen verilerden hareketle hiç bir siyasi parti sosyal medya platformlarını sistematik bir şekilde kullanarak büyük bir dikkat çekmeyi başaramamıştır.

 

 

 

 

 

Fatih ŞAHAN M.A.

İlahiyatçı/İslambilimci

Etiketler
Daha Fazla Göster

Andcenter Editör

Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Şuan Yüksek Lisans eğitimine Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde devam etmektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Şuan Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı