GEÇMİŞ İMPARATORLUKLAR GELECEK HAKKINDA BİZE NELER SÖYLER?
George Friedman&Jacob L. Shapiro

Mauldin Economics, 20.3.3017 ve Geopolitical Futures, 27.3.2017

Tercüme: Zahide Tuba Kor

İspanyol yazar George Santayana der ki “Geçmişi hatırında tutmayan tekrarlamaya mahkûmdur” (…)

Tarihi bilmenin değeri, bir kez daha tekerrür etmesini önlemek değil, tarihin hangi döneminde yaşanmış olursa olsun, değişmezleri ve olayları şekillendiren unsurların bilincine varmanızı sağlamasıdır. (…) dolayısıyla şu ifade daha doğru olur: Geleceği öngörmek için geçmişi anlamak lazım.

(…)

ÇİN

(…)

Bu haritadan iki çıkarım yapılabilir: Birinci ve en önemlisi, Çin’in hep bir kara gücü olması. Kontrolü anakaranın ötesine ciddi bir şekilde hiçbir zaman yayılmadı. Tayvan dikkat çekici tek istisna. (…)

İkincisi, Çin’in merkezî topraklarının sınırlarının belli ve bin yılı aşkın süredir pek değişmemiş olması. (…)

İRAN

(…) Birçokları İran’ın Pers İmparatorluğunu tekrar kurmaya çalışmasından korkuyor; ancak bunu kısa süre içinde başaramayacaktır. Zira böyle bir imparatorluğun önşartı, Türkiye’de zayıf bir yapının olması ve Ankara zayıf olmadığını gösterme konusunda giderek de daha korkusuzlaşıyor.

(…) Özellikle her üç Fars imparatorluğunun da yönetimi altına girmiş [kırmızı] bölgeler her şeyi anlatıyor. (…) İran’ın mevcut stratejisi üzerinde düşünürken en dikkat çekici olan, yukarıdaki haritanın bütün Fars imparatorluklarının günümüz Irak’ının ekseriyetini kontrolü altına aldığını gözler önüne sermesi.

(…)

Farklı etnik grupların bu dağlık kalesinden [Z.T.K. İran’ı kastediyor] dışarı bakıldığında Irak, İran’ın üzerine gitmesi gerektiği en önemli stratejik zorunluluk. Ancak İran’ın nüfuzu birçok yönden dışa doğru yayılıyor ve buralar İran’ın gücünün sürekli değerlendirilmesi gereken bölgeler.

TÜRKİYE

(…)

Yukarıda bahsi geçen Fars imparatorlukları genişti ve zaman zaman günümüzün Yunanistan’ı, Bulgaristan’ı, Romanya’sı ve hatta Ukrayna, Kırım ve Rusya sahillerine kadar yayıldı. Ama Avrupa’nın geri kalanına ulaşamadı. Farsların güç merkezi Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslardı. Ama aynısı Osmanlı İmparatorluğu için geçerli değil.

Osmanlı, gücünün zirvesindeyken sadece Avrupa sahillerinde yayılmayıp Avrupa’nın kalbindeki toprakları da yönetti ve 1683’te Viyana’yı kuşattı. (…) Osmanlılar hem bir Avrupa hem de bir Ortadoğu gücüydü. Bu, günümüz Türkiye’sini anlamak için elzem.

(…)

Farslar kara merkezli bölgesel bir güçtü. Osmanlılar ise hem bir kara hem de bir deniz gücüydü ve onların buyruğu kıtalara yayıldı. Osmanlılar bir Akdeniz imparatorluğuydu. Ana limanların çoğunu ve daha da önemlisi, 15. ve 16. yüzyılda dünyanın en hayati ticaret rotalarının bazılarından olan Akdeniz ticaret rotalarını kontrol ettiler. Bugün bu rotalar hala önemli, ama geçmişteki kadar kritik değil ve bu da son derece güçlü bir Türkiye’nin olsa olsa ne kadar kuvvetli olabileceğinin sınırlarını çiziyor.

Buna rağmen Osmanlı tarihini çalışmak önemli, zira Türkiye’nin nereye doğru gittiğini gösteriyor. Güneyindeki Arap dünyası kaos içinde. Rusya zayıflıyor. İran’ın sınırlılıkları var. Kafkaslar her zamanki gibi bölünmüş durumda. Balkanlar kısa bir istikrarın keyfini sürse de bu fazla devam edemez. Kahire’den Cezayir’e kadar uzanan Kuzey Afrika hem ekonomik bakımdan hem de güvenlik açısından çöküntü içinde.

Türkiye son derece güçlü bir ülke ve giderek daha da güçleniyor. Son haftalarda Türkiye’nin Almanya, Hollanda ve diğer ülkelerle diplomatik çatışmaları hakkında çokça şeyler yapıldı. Bu gelişmeleri yukarıdaki haritayı akılda tutarak düşünmek önemli.

FRANSA

Son harita diğerlerinden farklı. İki tür Fransız imparatorluğunu gösteriyor: (i) (Fransa’nın Avrupa kıtasını egemenliği altına aldığı) Napolyon İmparatorluğu ve (ii) Fransa’nın çeşitli kıtalara yayılmış sömürge imparatorluğu. Kadim döneme ait bir harita ise yok; zira günümüz Fransa’sı, Avrupalılar Amerika kıtalarını keşfedene kadar Avrupa kıtasının dışındaki toprakları yönetmediler. Siyasi ve teknolojik şartların özgün bir karışımı, Fransa’nın gücünü geleneksel sınırlarının çok ötesine yaymasına imkân verdi. Bugün artık sözkonusu şartlar mevcut değil. Dolayısıyla yukarıdaki harita, Fransa’nın kısa bir süre sonra Hindistan, Afrika veya Kuzey Amerika’da egemenlik yarışına gireceğinin bir işareti olarak görülemez.

Yine de bu harita bazı temel olguları ortaya koyuyor: Birincisi, Fransa bundan sadece bir-iki yüzyıl evvel Avrupa kıtasını baştanbaşa egemenliği altına almış büyük Avrupalı güçlerden biri. Ancak şimdilerde Fransa o günlerden çok uzaklarda. En iyi haliyle, şu anda Almanya ve İngiltere’nin ardından Avrupa’nın üçüncü en büyük gücü.

Ancak Fransa önemsizliğe mahkûm değil. İktisadi durgunluğu ve seçimleri etrafında dönen acıklı oyun dünyanın dikkatini çekiyor; ancak Avrupa’da güç yapılanması yeniden şekillenirken Fransa burada önemli bir rol oynayacaktır. Ekonomisi düşük büyümeyle kötü durumda ve iç siyaseti içeriye odaklanmış halde olsa da Avrupa kıtasında önemli bir bölgesel güç.

İkincisi, Fransa bir zamanlar böyle bir büyük emperyal güç olduğundan bu gücün kalıntıları beklenmedik yerlerde hala daha varlığını sürdürüyor. Dünyada Fransa’dakinden çok daha fazla sayıda insan Fransızca konuşuyor (Uluslararası Frankofoni Örgütü’nün 2014 raporuna göre, Fransızca konuşanların sadece %36’sı Fransa’da yaşıyor.) Fransa ordusu, Kuzey Afrika’nın birçok yerinde radikal İslamcılara karşı savaş veriyor ve yine Paris, Ortadoğu’da İslam Devleti’yle savaş için askeri birlik gönderdi. Lübnan ve Tunus gibi ülkeler Fransız siyasi, sosyoekonomik ve kültürel yapısını muhafaza ediyor, her ne kadar emperyalizmle bağlar çoktan kopmuş olsa da. Fransa artık bu bölgelerde gücünü kullanamıyor, ancak eski gücünün yakıları hala daha ayakta.

Özetle

(…) Winston Churchill bir zamanlar demişti ki, “Tarih çalışın. Devlet idaresinin tüm sırları tarihte gizlidir.” (…) Gelecekte yaşanabilecekleri anlamanın ilk adımı, geçmişte nelerin imkânsız olduğunu idrak etmektir.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin