Ana Sayfa Din ve Politika OSMANLI DEVLETİ VE KADIZÂDELİLER

OSMANLI DEVLETİ VE KADIZÂDELİLER

0
7

17. yüzyıl Osmanlısına bakıldığı zaman yaşadığı krizlerden çıkmaya çalışan , bununla beraber temellerini sağlam attığı ve askeri bağlamda yeterince güçlü olduğunu ispatlayan bir devlet vardı. Nitekim bu yüzyılda yaşanan tarihi vakıalar devletin geleceğine dair bir takım durumları belirlendi ve bununla beraber de sosyal, kültürel alanda yeni fikirlerin, farklı perspektiflerin de yayılmaya başlandığı görülmekteydi. ( Turan, 2014: 49).

Celali ayaklanması, Safevi ve Habsurg savaşarı bununla beraber  Genç Osman hadisesi sonrası Osmanlı Devleti’nin uzun bir süre karşı karşıya kaldığı bir problemdir Kadızadeliler . Nitekim Kadızadeliler, XVII. Yüzyılda Osmanlı devletinde dini ve ictimai olarak hareket başlatan vaizler sınıfıdır. Bu hareket ismini ise bu zümreden almıştır. IV. Murad, Sultan İbrahim ve IV. Mehmed devirlerinde meydana gelmiş olan bu hareket, adını IV.Murad döneminde vaizlik yapmış olan Kadızade Mehmed Efendiden almaktadır. Kadızadelilerin fikri seviyede ki lideri ise Birgivi Mehmed Efendidir. Üç önemli liderleri ise; Kadızade Mehmed Efendi, Üstüvani Mehmed Efendi ve Vani Mehmed Efendidir ( Taş,2018).

İlk kadızadeli olan Mehmed Efendi Balıkesir’de doğmuştur.  Tasavvufa yönelip daha sonra Selefi akımlara yönelmiştir.  Nitekim babasını kadı olması onun toplum içerisinde tanınmasına ve sözünün dinlenmesine neden insanlara empoze etmeye başlamıştır. Örnek verilecek olursa, imanın şartlarını bilmeyen kimselere sürgün gibi cezaların verilmesi gerektiğini dile getirmiştir.  Fikirleri cemaat tarafından benimsendikçe grup oluşumu başlamıştır (Çavuşoğlu, 2001 : 100). Ayasofya vaizi olarak bilinen Mehmed Efendi, Padişah Murad’a sözünü dinletir hale gelmişti.  Nitekim padişahın acemiliğini fırsat bilen Mehmed Efendi, Kadızadelilerin hareket alanını genişletmiştir. Bununla beraber 1633 yılında kahvehaneleri kapattırıp pek çoğunu kullanılamaz hale getirip yaktırmıştır.  Böyle davranmasının nedeni ise  ağabeyi Genç Osman’ın akıbeti olmuştur.Padişahın ortak bir yol izlemek istemesiyle bir yandan Kadızadelileri hoşnut ederken diğer yandan dönemin halveti koluna bağlı olan  Sivasileri de hoş tutmuştur.

Kadızadeli Mehmed  Efendi’nin vefatından sonra imtiyazlı bir saray hocası olan Üstünavi Mehmed Efendi görüşün devamını sağlamıştır. Nitekim tasavvuf erbabı olan kimseler için dinden çıktıklarına dair bilgiler ortaya atmıştır. Saray hocası olduğundan ötürü hem padişah tarafından hem de çevresi bakımından sözü dinlenen Üstünavi  gücü eline aldığı andan itibaren saray içerisinde gerçekleşen her olay hakkında yorum yapma hakkını kendinde görmüştür. Örnek verilecek olursa saray içerisinde ki tayinlere dahi yorum yapmıştır. Üstünavi hakkında rivayetler de söz konusudur. Kendisinin Şam’da yapmış olduğu bir suçu örtmek etmek için İstanbul’a geldiği burada yaklaşık olarak 1654 yılında  Fatih Camii’nde vaaz vermeye başladığı söylenmektedir.  Dönemin şartlarında insanlara camide verilen vaazlar etkili olduğundan ötürü,  kısa sürede tanınacak bir hale gelmiştir kipadişah hocası Reyhan Efendi ile aynı meclisi paylaşıp, dost olmuşlardır.  Üstünavi yükselen kariyeri esnasında artık hem saray içerisinde hem saray dışarısında tanınmıştır bunun üzerine padişahın has odasında kendisine kürsü yaptırmış artık padişah şeyhi olarak anılmaya başlanmıştır.

Sarayda artan nüfuzu ile Üstünavi Mehmed  Efendi  kendi fikirlerini kabul ettirmek ve işleme koymak için Sadrazam Melek Ahmet Paşa’yı ikna ederek Sufi gruplarına müntesip kimselerin toplandığı yerleri  yıkarak, taşların denize atılmasını istemiştir ki daha da ileri giderek bulundukları yerlerde kan dökülmesine  sebep olmuştur. Padişahın huzuruna gelip bid’at olarak nitelendirdiği minarelerin kaldırılmasını, sadece selâtin camilerinde birer adet minarenin kalması gerektiğini geriye kalan camilerdeki minarelerin yıkılması gerektiğini dile getirmiştir.  İsteklerinde ki aşırılığı fark eden Köprülü Mehmed Paşa Kadızadelilerin fitne grubu haline geldiğini bu grubun önde gelenlerini tespit ederek sürgüne gönderilme görevini üstlendiği bilinmektedir.Nitekim Kıbrıs’a gönderilen Üstünavi,  bir müddet sonra Şam’a gitmiş ve orada vefat etmiştir.

Bir diğer önemli isim ise  Vâni Mehmed Efendidir.  Tarihe bakıldığında IV. Mehmed’in yakınlarda ki önemli isimlerden olmuştur.  Bir süre sonra padişah hocası olarak görevine devam etmiştir.  Şehzade Mustafa’nın da eğitim aldığı kişi olmuştur. Üstünavinin sürülmesinden sonra  grubun dağılması söz konusu olmuştur. Nitekim liderini kaybeden grup boşluğa düşüp dağılma aşamasına gelmişken Vâni Mehmed Efendi grubu kendi bünyesinde toplayıp tekrar güçlendirmiştir.  Diğer hocalar gibi fikirlerini icraate döküp, sema ayinlerini  tamamen yasaklatmıştır. Sigar a ve tütün yasağı tekrar getirilmiştir ve bir çok tekke bu dönemde gücü elinde bulundurunca tekrar yakılmıştır.  Vani Mehmed Efendi döneminde gerçekleşen II Viyane Kuşatmasında galibiyetle sonuçlanması Vani Mehmed Efendi’nin toplum nezdinde  itibarının azalmasına neden olmuştur. Çünkü  bu savaş için dönem padişahını ikna etmiş bununla beraber askerleri cesaretlendirerek konuşmalarını savaş alanında yapmıştır. Toplumun vaaz ile ayaklanması göz önünde bulundurursak dönemin padişahının Viyana kuşatması için Vâni Efendi’ye vaazlar verdirmiştir. Halkın bu sebepten ötürü Vani Efendi aleyhine muhalefet havası oluşmuştur Bu nedenle IV. Mehmed tepkileri azaltmak için hocasını Bursa’ya sürgün etmiştir.

Bu hareketin amacına bakıldığında Hz Peygamber dönemi sonrası ortaya çıkmış olan bir takım uygulamaları bidat olarak nitelendirmeleri ve şiddetle eleştirmeleridir. Sosyolojik olarak tarihsel sürece bakıldığında bu tür hareketler bir tür bunalım sonrası, bir karışıklık zamanı, merkezi idaredeki zayıflıklar sonucu veyahut ekonomik olarak bir takım aksaklıklar ardından ortaya çıkar. Dönemin şartları bu sayılan durumları içerisinde mevcut bulundurmakla beraber, Avrupa ve İran ile olan sürekli savaşlar, hem toprak kaybına hem yoğun nüfus hareketlerine hem de istikrarsızlıkla beraber çıkan isyanlara fırsat verdiği için bu hareketin doğup, büyümesine ve dahası ilerleyen boyutlarda siyasi olarak söz hakkı almasına neden olmuştur.

Nitekim bu hareketin diğer bir yönü ise dönemin tanınmış şeyhlerinden olan Abdülmecid Sivasidir ki dönemin tanınmış  sufi şeyhlerindendir. Kadızadeliler, döneminde tekke dervişlerini “tahta tepenler” ve “düdük çalanlar” diyerek toplum nezdinde küçük düşürmek istemişlerdir. Burada Halveti tarikatının bir kolu olan Sivasiler de sözlü ve yazılı olarak bu küçümsemeye karşılık vermişlerdir. Artık bir dönem sonra sözlü  tartışmalar çoğalmıştır. Ancak Kadızadelilerin fikri birikimleri bu tartışma da üstün gelememiştir. (Kaya, 2016:1). İkili arasında yaşanan fikri tartışmalar durumun yönünü değiştirmiştir. Fikri olarak başlayan bu tartışmalar, sosyal ve dini hayatın yanında siyasi olarak da devletin ana kurumlarında etkisini altına alacak gelişmeler için zemin hazırlamıştır.  Bu fikri tartışmalar Kadızade hareketinin odak noktasını teşkil etmektedir.  Bu tartışmaları üç noktada toplayabilmekteyiz. İlk olarak Tasavvufi düşünce ve uygulamalar babında olan meseleler başlığında toplarsak eğer, Kadızadelilere göre Sufilerin sema yapmalarının dini açıdan doğru olup olmadığı, kendilerini Allah’a yakınlaştırmak için yaptıkları zikir ve mûsiki konularının doğru olup olmadığı tartışması bu başlık altında alınabilmektedir. İkinci olarak ise dini inanışlar ve bununla beraber taabbudi boyut hakkında olan meselelerdir ki bunlar içerisinde Hızır’ın hayatta olup olmadığı, medreselerde okutulan akli ilimlerin caiz olmaması durumu, telsiye ve tarziyenin meşru olup olmaması,  Efendimizin anne ve babasının imanla vefa edip etmediği meselesi, bununla beraber Firavun’un da imanla ölüp ölmemesi bu gruba dâhil edilebilmektedir. Yine İbnü’l Arabi’nin kafir sayılıp sayılamayacağı, Yezid’e lanet edilip edilmeyeceği, Resul’den sonra ortaya çıkan bidatların  durumu, kabir ziyaretinin makbul olup olmaması,  kandil gecelerinde cemaatle namazın hükmü ve emr-i bi’l ma’Ruf nehy-i ani’l münker meselesi de  fikri tartışmalar arasındadır. Üçüncü ve son olarak ise  toplumsal hayat ve siyasi hayat ile ilgili meselelerdir. Bunların içerisinde  tütün ve kahve gibi keyif verici , akıl bulandırıcı maddelerin haram olup olmaması, rüşvetin dini açıdan hükmü,şeyhlerin, alimlerin ellerini öpme,  selam verirken önlerinde eğilmenin caiz olup olmamasının hükmü  fikri tartışmaların yaşandığı konular arasında yer almaktadır.  Kadızade Mehmed Efendi bahsi geçen konularda olumsuz bir tavır takınmıştır. Nitekim Sivasi ise bu bahislere daha olumlu bir tavır ile karşılık vermiştir.  Hareketin ilk kıvılcımları meclislerde, camilerde başlamıştır. Kadızadeliler, daha çok esnaf zümresi üzerinde nüfus kazanmıştır. Cemaate bakıldığı zaman çoğu sadece okuryazar ve eğitimsiz olan kesim, dini kuralları harfiyen uygulayan dahası bütün dini emirleri ayrıntılarıyla beraber öğrenmeye istekli bir cemaatti. Bu açıdan bakıldığında zaten camide yapılan vaazlar kadızadeliler için oldukça önemliydi. Dönemin en yankı uyandıran vaazları ise Fatih Camiinde gerçekleşmekteydi.

Her yüzyılda olduğu gibi insanların inanç, giyim, kıyafet, dini yaşayış özgürlüğünün kısıtlanması, fikri düşüncesini özgürce ifade edememe durumu, grup dışındakileri tekfir etme durumu 17. Yüzyılda bu dini grup sayesinde ortaya çıkmıştır. İnsanların inandıkları ve yaşadıklarını dini geleneklerinin ortadan kaldırılmasını, kahvehanelerin kapattırılmasını, insanları dışlamasıyla  şiddetli isyan döneminin iyice kızıştırılmasına neden olmuştur.  Tekkelerin basılması, sufilerin katledilmesi, minareleri yıkmaları yapmaya çalıştıkları eylemler arasındadır. Nitekim IV. Murat’ın sert politikasının arkasında da bu grup vardı.  Kendilerinden olmayan insanlara tahammülü dahi olmayan bu grup,  Osmanlı Devleti tarafından arındırılmamış olmasaydı toplum içerisinde  ayrışma devam edecekti ki zaten o dönemde Kadızadilelerin ve tekke şeyhleri olmak üzere toplum ikiye ayrılmıştı.

Kadizadelilerin tasfiyesinden sonra Arabistan’da ortaya çıkan Vehabilik, XIX yüzyılda  Afgani ve Muhammed Abduh  gibi selefi fikir adamlar ortaya çıkmıştı.  Günümüze bakıldığından Kadızadelilerin kalıntılarını rastlamak mümkündür. Kadızadelilerin toplanma yeri olan Fatih Camiinde şu anda benzer radikal grupların toplanma mekanı olma özelliğindedir.

 

KAYNAKÇA

TURAN, N. S. (2014). Kaos ve Düzen Arasında Kadızadeliler: Osmanlı İmparatorluğu’nda Püritanizmin Toplumsal Etkileri, Evrensel Kültür Dergisi, S.270, ss. 49-54

TAŞ, B. (2018).  Osmanlı’nın  Paralel Devleti: Kadızadeliler,  https://www.aydinlik.com.tr/osmanli-nin-paralel-devleti-kadizadeliler-ozgurluk-meydani-ocak-2018 ( 01.04.2019).

ÇAVUŞOĞLU, S. (2001). Kadızadeliler, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.24, ss.100-102

KAYA, K. (2016). Osmanlı’da Dini Şiddet: Kadızadeliler Örneği

 

Önceki İçerikİslam’da Reform Çabalarının Arkasındaki Temel Nedir?
Sonraki İçerikEvanjeliklerin Ortadoğu Hayal Kurgusu ve Kaos
Andcenter Editör
Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Şuan Yüksek Lisans eğitimine Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde devam etmektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Şuan Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.

YORUMLAR

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin