Mesut Özil: Almanya’da Uyum ve Irkçılık Tartışmaları

Şayet görecelik teorisinde ben haklıysam (doğru ise teorim), Almanlar benim Alman olduğumu, Fransızlar benim bir dünya vatandaşı olduğumu söyleyecekler. Teorim yanlış çıkarsa, Fransızlar benim Alman olduğumu ve Almanlar benim Yahudi olduğumu söyleyecekler.

                                                 Albert Einstein

 

Albert Einstein’ın söylemiş olduğu bu söz 2018 yılının Almanya Milli Takımında Almanya’yı başarılı bir şekilde temsil eden, Alman milli takımı için mücadele edip ter döken, Bambi uyum ödülü almış sosyal medyada 30 milyonun üzerinde takipçisi olan, maruz kaldığı ırkçılıktan dolayı Alman milli takımını bırakmak zorunda kalan Mesut Özil tarafından İngilizce olarak şu şekilde dile getiriliyordu. “I am German when we win, immigrant when we lose.” (Kazandığımızda ben bir Alman’ım, kaybettiğimizde bir göçmen.)

Mesut Özil Etrafında Dönen Tartışmaların Arka Planı

Alman Milli takımı için ter döken Türkiye kökenli iki Türk Futbolcu Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın 14 Mayıs 2018 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinde bir araya gelmesi ve birlikte fotoğraf çektirmesi Alman kamuoyunda her kesimden Rusya’da yapılan Dünya Futbol turnuvası öncesi ırkçı ve nefret söylemlerine varan tartışmalara neden oldu. Almanya Hessen eyaleti sınırları içerisinde bulunan Bebra şehri Belediye encümeni Bernd Holzhauer,  27 kişilik milli takım kadrosunun açıklamasından sonra sosyal medya hesabından Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ı kast ederek çirkin bir söylemde bulundu. Daha sonra gelen tepkiler üzerine Holzhauer istifa etmek zorunda kaldı. Münih Alman Tiyatrosu Genel Müdürü Werner Steer, Mesut Özil’e sosyal medya hesabından ırkçı nefret söyleminde bulunup hakaret etti. Steer, “Merhaba aptal. Senin Alman milli takımında isin yok. Anadolu’ya defol git” dedi. “Türk Hitleri’nin yanına git” diyen Steer, Ilkay’a da “defol git” diyerek hakarette bulundu. Steer, gelen yoğun tepkiler üzerine paylaşımını sildi. Televizyondaki tartırşma programlarında ve dünya kupası dolayısıyla yayınlanan spor programlarında Almanya Milli Takımı eski oyuncuları da Mesut’a yönelik oldukça ağır ve suçlayıcı söylemlerde bulundular.

Almanya Futbol federasyonu, medya ve siyasilerden her iki futbolcunun bu ziyaret ve fotoğraf için bir açıklama yapma baskısı artmış akabinde İlkay Gündoğan ziyaretin herhangi bir siyasi amaç taşımadığını belirtmiş, Mesut Özil ise bütün baskılara rağmen uzun süre sessizliğini korumuştu. Özil’in sessizliği kendisine yönelik, kamuoyu ve medya baskısını arttırdı. Dünya kupası öncesindeki hazırlık maçlarında ve dünya kupasında Alman seyircilerin ırkçı tepkilere maruz kalan Mesut Özil en son dünya kupası şampiyonu Almanya’nın dünya kupasında bir üst tura çıkamamasıyla birlikte adeta günah keçisi ilan edildi.

Almanya’da Kurumsal Irkçılık

Mesut Özil’in Almanya Milli Takımını bırakma gerekçesi olarak maruz kaldığı ırkçılığı göstermesi, Almanya’da uyum, ırkçılık tartışmalarını yeniden güçlü bir şekilde gündeme getirdi. Gazete yorumlarında Mesut Özil’in Almanya Milli takımını bırakması uyum tartışmalarını yeniden alevlendirdi ifadeleri kullanıldı. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’da şaşkınlıkla ve belki de pek düşünmeden yapmış olduğu açıklamasında uyum tartışmaları çerçevesinde cevap verdi. “İngiltere’de yaşayan ve çalışan bir multimilyonerin vakasının Almanya’nın uyum yetisi hakkında çok fazla şey söylediğini düşünmüyorum“, açıklamasında bulundu. Ancak birçok farklı sesin de belirttiği gibi Mesut Özil’in Alman milli takımından ayrılması uyum tartışmalarından ziyade kurumsal ırkçılık tartışmalarını başlattı. Öyle ki sosyal medyada göçmen kökenliler “MeTwo” aksiyonu ile kendilerinin maruz kalmış olduğu ırkçılık ve ayrımcılıklardan bahsetmeye başladılar. Sosyal medyada bu başlık adı altında paylaşılan ayrımcılık ve ırkçılık tecrübelerinin kahir ekseriyeti 2. Ve 3. Nesil göçmen kökenli (Menschen mit Migrationshintergrund. Bu tanımlama da ayrımcı bir anlam barındırdığı gerekçesiyle bazı sosyal bilimciler bu kavramı eleştirmekte) kişilerdin okul hayatında maruz kaldıkları ırkçılık ve ayrımcılıktan oluşmaktadır. Alman eğitim sistemi çok erken dönemden itibaren oldukça selektiv (eleme) yapıya sahip olması, insanların toplumdaki konumlarını ve yerlerini daha erken dönemlerde belirlemektedir. MeTwo etike ile yapılan paylaşımların çoğunda şimdilerde oldukça başarılı bir konumda bulunan kişilerin daha önce Alman öğretmenlerinden en yüksek lise eğitimine tekabül eden Gymnasium tavsiyesi yerine, meslek okullarına veya diğer okullara yönlendirildiklerinden bahsetmektedirler. Buna göre öğretmenler “Sen Türksün, Sen yabancısının Gymnasium senin için çok zor olur”, tavsiyesi ile göçmen çocuklarının eğitim ve öğretim hayatında Alman akranlarından farklı olarak ayrımcı bir muameleye tabi tutulduklarını göstermektedir. Mesut Özil’in Alman Milli Takımını ırkçı ve ayrımcı mualemeleden dolayı bıraktığını açıklaması Alman kamuoyunda oldukça hararetli uyum ve ırkçılık tartışmalarını beraberinde getirmiş aynı günlerde Mannheim Üniversitesinin yürütmüş olduğu deneyde öğretmen adaylarının sınav notu değerlendirmesinde aynı performansı ortaya koyan iki öğrenciden Türk kökenli olduğunu düşündükleri ilkokul öğrencilerine daha düşük not verdiklerini ortaya koydu.

Berlin merkezli Alman Vakıfları Göç ve Uyum Bilirkişi Konseyi’nin (SVR Sachverständigenrat deutscher Stiftungen für Integration und Migration)‘un düzenli olarak yayınladığı Meslek Eğitim Yeri bulmada ve İş piyasasında Ayrımcılık adlı 2014 yılı raporuna göre bir çok iş veren Ali’yi kendi iş takımında görmek istemiyor. Tıpkı Mesut Özil’in maruz kaldığı gibi birçok göçmen kökenli toplumda kabul görebilmek için daha fazla performans ve Alman devletine olan sadakatini (Loyalität) sürekli bir şekilde ortaya koymak zorunda.

Özil’in maruz kaldığı ırkçılığa göçmen kökenli gençler günlük maruz kalmaktadırlar. Elbetteki sürekli bir şekilde Almanya’ya ait olmadıkları kendilerine vurgulanan göçmenlerin Almanya’ya ait olmalarını beklemek saçma olsa gerek. Almanya Cumhurbaşkanlarından ve Türk Cumhurbaşkanı olarak da Türkler tarafından sempati ile bakılan Christian Wulff 2010 yılında 3 Ekim Doğu ve Batı Almanya’nın birleşme günü kutlamalarında “İslam’ın da Hrıstiyanlık ve Yahudilik gibi Almanya’nın bir parçası olduğu” sözleriyle Almanya’da muhafazakarların tepkisini çekmiş ve akabinde yapılan baskılar neticesinde istifa etmek zorunda kalmıştı. Aynı dönemde CDU’nun kardeş partisi CSU’lu İçişleri Bakanı Hans Friedrich, içişleri bakanlığı görevini alır almaz doğru bir tabirle soluk soluğa “İslam Almanya’ya ait değildir.” Açıklamasında bulundu. Şimdiki Almanya İçişleri, İmar ve Yurt Bakanı Horst Seehofer (CSU) göreve geldiğinde “İslam Almanya’ya ait değildir, açıklamasında bulundu. Aynı içişleri bakanı Almanya’da oldukça geniş tepki toplayan Yurt Bakanlığı kurulmasına öncülük etmiş. Zira yurt kavramı ile göçmenlerin dışlandığı, ayrımcı, ayrıştırıcı olduğu eleştirileri dile getirildi.

Mesut Özil, Almanya’nın kültürel çoğulculuğa ve uyuma dair en başarılı bir örnek göçmen olarak gösterilmekte ve bu alanda Özil efektinden bahsedilmekteydi. 2010 yılında dünya kupası çerçevesinde yapılan araştırmada Mesut Özil’in, birçok insanın kendisiyle özdeşleştirebildiği sevilen bir futbolcu olduğunu ortaya koyuyor ve araştırmaya katılanlardaki  ırkçılık düşüncelerini azalttığı belirtiliyordu.

Mesut başarılı da olsa Alman kamuoyu onu yıprattı. Özil kendi sosyal medya hesabından yapmış olduğu üç bölümden oluşan açıklamasında kendisini en çok üzen hususun daha önce öğrencisi olduğu okulunda desteklemiş olduğu projenin iptal olması olduğunu belirtti. Bu Mesut Özil’in Alman toplumuna ne kadar çok uyum sağladığını da göstermektedir. Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’a yönelik eleştiriler Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çektirdiği fotoğrafın çok ötesine geçmiş durumda. Adeta insanlar kendi ırkçılıkları ve nefret söylemleri için bir araç ve zemin buldular. İlkay Gündoğan’ın arabasına yönelik saldırı, Mesut Özil’e yönelik siyasilerden ve Alman tiyatro başkanından gelen ırkçı söylemler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile çektirdikleri fotoğraf kadar ilgi görmedi.

Almanya Bir Göç Ülkesi, Göçmen Ülkesi, Uyum Ülkesi, Göçmen Toplumu

Almanya uzun yıllardır kendisini bir göç ülkesi olarak tanımlamıyordu. “Göç Ülkesi” (Einwanderungsland), “Göçmen Ülkesi” (Migrationsland), “Uyum Ülkesi” (Integrationsland), “Göçmen Toplumu”, (Migrationsgesellschaft) veya “Çoğulculuk Ülkesi”, (Land der Vielfalt), bütün bu kavramlar farklı tarihlerde ortaya konmuş, Alman siyasetine ve birlikte yaşamaya uzun süre etki eden kavramlar olarak ortaya çıkmaktadır. Hem siyasi hem de toplumsal düzeyde Almanya’nın gittikçe artan çoğulculuğu bir realite olarak tanınmadı. İlk defa 2005 yılında yürürlüğe giren göç yasası ile birlikte Almanya’nın bir göç ülkesi olduğu siyasi konsensüs haline geldi. Bu durum konunun sadece göçmenler üzerinden ele alınmasını ve Alman çoğulcu toplumunun gerçekliğinden uzak tek taraflı bir uyum anlayışı ve siyasetini de beraberinde getirmiştir. “Deutschland ist ein Einwanderungsland” (Almanya Bir Göç Ülkesidir), herkesin hissettiği ancak söylemeye cesaret edemediği bu cümleyi siyasilerin ve devletin kabul etmesi epey zaman almış ve bu süreçte uyuma ve göçe dair farklı politikalar izlenmiştir. Almanya eski Cumhurbaşkanı Gauck Mesut’un da katılmış olduğu vatandaşlık kutlamasında Alman hoşgörüsünü göstermek istiyordu. Aynı Gauck daha sonra Mesut’un ailesinin de dahil olduğu birinci nesil göçmenlerin dil bilmemesini kabullenemeyeceği açıklamasında bulundu. Bütün bu ırkçılık tartışmalarında Alman kamuoyunun göçmenlerden beklentisi minnettarlık yönünde. Göçmen minnettar olmalı, çaba sarf etmeli halinden de çok da şikayetçi olmamalı. Zira bir lütuf gereği Almanya’da bulunmaktadırlar.

Irkçılık Almanya’ya Aidiyeti Azaltıyor

Mesut Özil kendi sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklamasında Alman Milli takımında oyamayacağını şu gerekçeye dayandırıyordu.  “Almanya Futbol Federasyonu ve diğer birçok yerden gördüğüm muamele benim Alman milli takımı formasını giyme isteğimi alıp götürdü. İstenmediğimi hissettim”. İstenmediğini hissetmek, Almanya’ya ait olmadığını hissetmek bu duygu sadece Mesut Özil’de değil, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar da da bulunmakta. Essen Üniversitesine bağlı Türkiye Çalışmaları ve Entegrasyon Araştırmaları Merkezi’ tarafından yapılan bir araştırma, Türkiye kökenlilerde kendilerini güçlü şekilde Türkiye’ye ait hissetme eğiliminin arttığını ortaya koydu. Vakfın başkanlığını yapan Prof. Halil Uslucan Türkiye kökenlilerin, Almanya’da yaşadıkları ayrımcılık deneyimleri ile Türkiye’ye hissettikleri bağın güçlenmesi arasında paralellik gözlemlediklerini belirtti.

Irkçı Söylemler Toplumun Merkezine Yerleşti

Mesut Özil’in Alman milli takımını bırakmasını farklı eleştiren Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, eski Başbakan Schröter’in tepkisini çekmiş ve eleştirilmişti.

Heiko Maas, Mesut Özil ile birlikte başşlatılan ırkçılık tartışmaları doğrultusunda Almanya’nın dünyadaki imajından endişe duyduğunu dile getirdi. Özil etrafında yapılan tartışmaların dünyada sanki Alman toplumunda ırkçılığın tekrar siyasi toplumda kabul edilebilir olduğu izlenimini vermekte açıklamasında bulundu. Oysa ki AfD gibi aşırı sağcı ırkçı bir siyasi parti eyalet meclislerine ve burada elde ettiği başarılar neticesinde Alman Federal meclisinde temsil edilmekte. Bazı eyaletlerde yapılan kamuoyu yoklamalarında ise AfD ikinci büyük parti konumuna yükselmiş durumda. Alman dışişleri bakanının bu açıklaması, siyasilerin toplumsal realiteden çok uzak olduğunu göstermektedir. Ayrımcılık ve Irkçılık sadece göçmen kökenli veya farklı tende insanlara zarar vermemekte, çok kültürlü ve çoğulcu Alman toplumunun geleceğine, birlikte barış ve huzur içerisinde yaşamasına büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Irkçı ve aşırı sağcı popülist parti AfD nin yükselişine şaşıran geleneksel Alman siyasi partileri AfD’nin bugünkü söylemlerini uzun yıllardır hararetli bir şekilde gündeme taşımaktaydılar. Öyle ki Alman Futbol Federasyonu Başkanı Grindel 2002-2016 yıllarında CDU’dan Federal Meclis milletvekilliği yapmış ve o dönemde mecliste yapmış olduğu konuşmasında Grindel: Hakikatte çok kültürlülük keşmekeşliktir.“ (Multikulti ist in Wahrheit Kuddelmuddel.). „Bu bir kendi kendini kandırmadır (Lebenslüge)“.

Almanya’da uyumun en iyi bir şekilde gerçekleştiği sporun başında bu düşünceleri savunan kamuoyunda Mesut’a açıklama yapma baskısı yapan, Mesut’un maruz kaldığı ırkçı söylemlere ve hakaretlere karşı tek kelime açıklama yapmayan, Mesut Özil’in açıklamasından sonra kendi yaptığı basın açıklamasında bunu itiraf eden, göçmenlere ve Müslümanlara karşı sözleri yukarıda dile getirilen Grindel bulunmakta. Grindel Federal Milletvekilliği döneminde meclisteki konuşmasında ayrıca. Birçok alman şehrinde islamlaşmış alanların (Paralel Toplum) olduğunu iddia etmişti. Alman Futbol Federasyonu (DFB) başkanının bu sözleri aslında şimdilerde çok tanıdık geliyor. Bütün bu söylemler aşırı sağcı popülist ırkçı partisi AfD’nin söylemleri ve parolaları. AfD’nin eyalet meclislerine ve federal meclise girmesine ve ve ırkçı söylemlerin toplumun merkezine yerleşmesine çok da şaşırmamak gerekiyor. Zira yıllardır uyum tartışmalarına hakim olan dil, ötekileştirici, ayrımcı, nefret söylemlerini arttıran, ırkçı ve üstten bakan bir dil.

Almanya’nın en çok okunan günlük buoulevard gazetesi Bild Mesut Özil’in artık Alman Milli takımında oynamayacağını açıklaması ile adeta Mesut Özil’in aslında Almanya’ya ait olmadığını, bizden birisi değil ifadeleri ile yapmış oldukları haber ve yorumlarda açık bir şekilde nefret söylemleminde bulundular. Bild Gazetesi “Özil’in Kozmozu”, “Mekke’ye hacc ibadetine gitti ve bir Türkiye güzelini seviyor. Açıklamasını da İngilizce yaptı. Böyle birisi bize ait değil mesajı verilmek isteniyordu.

Mesut Özil’in Alman Futbol federasyon başkanını ırkçılıkla itham etmesi Almanya’nın en büyük tirajlı boulevered gazetesi olan Bild’de Mesut’un Almanya ile hesaplaşması olarak değerlendirildi. Oysa ki Mesut üç bölüm olarak kendi sosyal medya hesabından İngilizce yapmış olduğu açıklamasında Alman Milli takım formasını büyük bir gururla taşıdığını, bir göğsünde iki kalp bulunduğunu beyan etmişti.

Bütün bu dışlayıcı ve ayrımcı söylemlerle aslında Bild’in dünyasındaki uyumdan ne kastedildiğini de ortaya çıkmaktadır.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Federal Basın Merkezi’ndeki olağan basın toplantısında hükümet sözcü vekili Ulrike Demmer aracılığıyla şu mesajı verdi. Almanya’da yaşayan Türkler iyi uyum sağlamış durumdalar. Gayet tabii ki Türk kökenlerini muhafaza ediyorlar ve zaten bu yolla da ülkemizi insani, kültürel ve siyasi olarak zenginleştiriyorlar”. Almanya’daki göçmenlerin ve Türkler’in toplumsal kabul ve Almaya ile özdeşleşmeleri açısından siyasilerden ve Alman Devlet erkanından bu tür söylemleri duymaya ihtiyacı var.

Bütün bunlardan hareketle Alman toplumunun ırkçı olduğunu söylemek geçen hafta CSU’ kökenli Almanya içişleri ve Vatan Bakanı Seehofer ve CSU’nun sığınmacı siyasetini protesto etmek için Münih’te sokağa dökülen 20 binden fazla kişiye haksızlık olacaktır. Bu protesto yürüyüşüne ne kadar göçmen kökenli kişi katıldığı araştırıldığı takdirde, ayrımcılık ve ırkçılğa maruz kaldıklarını ve şimdilerde bunu Mesut Özil ile birlikte daha güçlü bir şekilde dile getiren göçmen kökenli insanların daha az olduğu görülecektir. Irkçılık ve ayrımcılığa karşı yürüyüş ve etkinliklerde göçmen kökenlilerin katılımı çoğunluk toplumuna göre çok daha az seviyelerde olduğu bilinmektedir.

Sosyal medyada başlayan ve yüzbinlerin #MeTwo etiketi ile paylaştıkları ayrımcılık, ırkçılık ve nefret söylemleri şunu gösteriyor. Bu insanlar Almanya’da kabul görmek istiyorlar. Kendileri için belirlenmiş zoraki uyum tartışmalarını kabul etmiyorlar. Uyum tartışmaları etrafında kullanılan, ayrımcı, ötekileştiren, çok kültürlülüğü yadsıyan, üstten bakan bir üslubu kabul etmek istemiyorlar. Alman olmayı, ya da bunun kriterlerini birlikte belirlemek istiyorlar. Almanya’nın ve toplumun geleceğini birlikte şekillendirmek istiyorlar.

Toplumsal ve siyasi problemler, göçmenler, İslam ve Müslümanlar üzerinden yapılmaya çalışıldı. Toplumsal bir gerçek olarak ötekinin varlığı, insana kendi kimliğini ve nereye ait olduğunu sorgulatıyor. Almanya’da İslam ve Müslümanlar artık çok da uzaklarda olan öteki değiller. Alman toplumunda 3. ve 4. Nesil olarak yaşayan Müslümanlar burasını vatanları olarak görmektedirler. Almanya’nın geleceği eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un da ifade ettiği gibi öteki ile barış ve uyum içerisinde yaşayan açık toplum olmasına bağlı.

 

Fatih ŞAHAN M.A.

İlahiyatçı/İslambilimci

Paylaş
Önceki İçerikKudüs
Sonraki İçerikTÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ
Andcenter Editör
Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Şuan Yüksek Lisans eğitimine Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde devam etmektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Şuan Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin