BİLGİ NOTU

Almanya Medya ve Entegrasyon Kuruluşu’nun “Irkçılık” Derleme Çalışması

17 Ocak 2018

Giriş

Almanya’da her beş kişiden biri göç geçmişine sahiptir. Ülkede uzun yıllardan bu yana yabancı kökenliler ırkçılığa maruz kalmakta ve toplumsal hayatta ayrımcılığa uğramaktadır. Özellikle mülteci krizinin patlak vermesi ile ırkçı akımının daha da güçlendiği görülmektedir. Almanya Medya ve Entegrasyon Kuruluşu’nun “ırkçılık” derleme çalışmasında farklı araştırmalara yer verilerek bu durum gözler önüne serilmiştir. Çalışmaya göre; Almanya’daki “ırkçılık” anlayışı nasyonal (ulusal) sosyalizm ve antisemitizm ile ilişkilendirilmektedir ve ırkçılığın aşırı sağcılığın eş anlamlısı olmadığı vurgulanmaktadır. Esasen ırkçılığın ne gibi anlamlara geldiği konusu son zamanlarda ön plana çıkan “ırkçı fişleme” (racial profiling1 ), İslam karşıtı gösteriler ve sağcı popülist siyasi partilerin talepleri gibi olgulardan dolayı tekrar gündeme oturmuştur. Bu çalışmada Almanya’daki ırkçılık olgusuna ilişkin özet bilgi içeren Almanya Medya ve Entegrasyon Kuruluşu’nun “ırkçılık” dosyasında yer alan veriler derlenerek okuyucuya sunulacaktır.

  1. Irkçılık Nedir?

İnsanların gerçek veya varsayılan basmakalıp (ör: ten rengi, uyruk, din) özelliklerinden ötürü homojen bir grup gibi görüldüğü, negatif değerlendirildiği ve dışlandığı zaman ırkçılıktan bahsetmek mümkündür. Genellikle ırkçılığın iki farklı biçimi birbirinden ayrı tutulmaktadır.

  1. Klasik ırkçılıkta yukarıda belirtilen özelliklerden dolayı insanların eşit olmadığı ileri sürülmektedir. 2. Neo ırkçılık veya kültürel ırkçılıkta “O Müslümanlar” gibi yakıştırmalarda bulunarak, bu kişilerin değer ve geleneklerinin “bize uymadığı” öne sürülmektedir.
  2. Kurumsal Irkçılık

Kurumsal ırkçılık insanlar arasındaki etkileşimlerde ortaya çıkan ırkçılıktan farklı olarak kurumlar nezdinde ırkçı yapıları ve yaklaşımları kastetmektedir. Örnek olarak, eğitimde kurumsal ırkçılık hakkında bazı araştırmalar belli özelliklere sahip öğrencilere not verilirken veya sınıf geçirilirken, o öğrencilerin dezavantajlı duruma düştükleri hakkında sonuçlara varmaktadır. Almanya’da polis ve güvenlik güçlerindeki kurumsal ırkçılık ise bir diğer örneği oluşturmaktadır. Buna göre, güvenlik güçlerinin içindeki kurumsal ırkçılık özellikle Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’nün (NSU)3 deşifre olmasıyla tartışmaların merkezine oturmuştur. Burada ağırlıklı olarak polisin etnik kökeni dikkate alarak hareket etmesi (racial profiling), ırkçı suçları tehlikesiz göstermeye çalışması gibi davranışlar dikkat çekmiştir.

  1. Irkçılık Toplumda Ne Kadar Yaygın?

Alman toplumunun içindeki ırkçılığın çok yaygın olduğunu ortaya koyan çeşitli çalışmalar da bulunmaktadır. İki önemli çalışmanın bulguları altta özetlenmiştir:

  • Friedrich Ebert Vakfı’nın 2016 yılında yayınlandığı “Mitte” (merkez) araştırmasına göre, Almanya’da toplumun yüzde 9’unun ırkçı görüşe sahip olduğu (ör: kişileri ten rengi veya uyruklarından dolayı değersiz görmek) ortaya çıkmaktadır. Araştırmaya göre, toplumun yüzde 19’u “Almanya’da çok fazla yabancı yaşıyor” gibi yorumları onaylamaktadır ve bu sebeple yabancı düşmanı görüşleri içinde barındırmaktadır. Ancak sığınmacılara yönelik düşmanca görüşlerin çok daha yaygın olduğu dikkat çekmektedir. Mitte araştırmasına göre Almanya’da her iki kişiden biri sığınmacıları değersiz görmektedir.
  • Aynı başlığı taşıyan Leipzig Üniversitesi’nin “Mitte” araştırmasında (2016) da benzer bulgulara rastlanmaktadır. Araştırmaya göre, Alman toplumunun yüzde 20’si yabancı düşmanı görüşlere sahiptir.5
  1. Müslüman Karşıtı Irkçılık

Geçtiğimiz yıllarda yapılan birçok araştırma, Müslümanlara ve İslam’a karşı ön yargı ve negatif görüşlerin çok yaygın olduğunu ortaya koymuştur.

  • FES’in Mitte araştırmasına göre, Alman toplumunun yüzde 18’i Müslümanlara yönelik düşmanca bir tutuma sahip. Katılımcıların yüzde 35’i sayıları “çok” olan 3NSU Almanya’da 1998-2011 yılları arası 8’i Türk 10 kişiyi öldürmüş; bombalı saldırılar ve banka soygunları gerçekleştirmiştir. Müslümanlardan dolayı kendilerini “kendi ülkelerinde yabancı” gibi hissettiklerini söylemiştir. Yüzde 16’sı ise Müslümanların “Almanya’ya göçmesinin yasaklanması”nı talep etmiştir.
  • Federal Ayrımcılıkla Mücadele Merkezi tarafından 2016’da yayınlanan temsili anket, Almanya’da gözle görülür bir çoğunluğun (yüzde 64) Müslümanlar hakkında pozitif bir görüşe sahip olduğunu ortaya koymuştur. Katılımcıların üçte biri Müslümanlar hakkında kısmen (yüzde 25) veya aşırı (yüzde 8) negatif görüşlere sahip olduğunu söylemiştir.
  • Bertelsmann Vakfı’nın 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan “din göstergesi” araştırmasına göre, Müslüman olmayan katılımcıların yüzde 19’u Müslüman bir komşu istemediğini dile getirmiştir.
  • Aynı vakfın 2012 din göstergesi çalışmasında ise Alman toplumunun yüzde 80’inin tüm dinlere yönelik açık olunması gerektiğini benimsediği ortaya çıkmıştı. Buna rağmen aynı katılımcıların yüzde 53’ü İslam’ı bir tehdit olarak görmektedir. 9 Burada altı çizilmesi gereken en önemli husus ise bu alanda araştırmalar yürüten birçok kurum ve kişilerin Müslüman karşıtı görüşlerin yaygınlaşarak artmasını Müslümanların medyada negatif bir şekilde ele alınması ile ilişkilendirmeleridir.

İslam Karşıtı Suçlar

Almanya’da İslam karşıtı suçlar 2017’nin başından itibaren ayrı olarak kayıt altına alınmaktadır. 2017’nin Ocak ile Mart ayları arasında federal çapta 208 İslam karşıtı suç kayıtlara geçmiştir.10 Bu sayı yılın ikinci çeyreğinde 196 saldırı olarak kayıtlara geçmiştir.11 Üçüncü çeyreğinde ise 207 saldırı gerçekleştirildiği kayıtlarda görülmektedir. Bu güne dek sadece camilere yönelik yapılan saldırılar kayıt edilmekteydi. Bu noktada yıllar içinde ciddi bir artış gözlemlenmiştir. 2016 yılında camilere yönelik 71 saldırı tespit edilmiştir. 2015 yılında bu sayı 55 iken; 2001-2011 yıllar arasında yıllık ortalama 22 saldırı gerçekleştirildiği dikkat çekmiştir.

  1. Kayıt Altına Alınan Nefret Suçları

“Nefret suçları” (Hate crimes) bir kişinin ten rengi, uyruk, din, engel, cinsel tercih veya sosyal statüsünden dolayı kurban olarak seçildiği suçları kapsamaktadır. Federal İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2016 yılında bu kategoriye giren toplam 10 bin 751 suç işlenmiştir. Bu sayı bir önceki seneyle kıyaslandığında, nefret suçlarında yüzde 4’lük bir artışın yaşandığı anlaşılmaktadır.13 Rapora göre nefret suçları kapsamında farklı “alt kategori”ler de bulunmaktadır. Örneğin yabancı düşmanı ve anti-semitik suçlar birbirinden ayrı kategoriler olarak kaydedilmektedir. 2016 yılında “yabancı düşmanı” suçlarda bir artış yaşandığı ve bugüne dek hiç görülmemiş seviyeye ulaştığı dikkat çekmektedir. Federal İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2016 yılında 8 bin 983 yabancı düşmanı suç işlenmiştir. Bu sayı bir önceki sene ile kıyaslandığında yüzde 5’lik bir artışın yaşandığını göstermektedir. Federal İçişleri Bakanlığı’nın internet üzerinden yapılan nefret paylaşımlarına (“Hasspostings”) ilişkin tespit ettiği sayılara bakıldığında ise bunların aynı seviyede kaldığı ve 2016 yılında söz konusu kategoriye giren 3 bin 177 suçun kaydedildiği görülmektedir.

  1. Mülteci Karşıtı Saldırılar

Federal Kriminal Kurumu’nun (BKA) verilerine göre, 2016 yılında mülteci yurtlarına yönelik toplam 995 saldırı tespit edilmiştir, 2015’te ise bu sayı bin 31 olarak kayıtlara geçmiştir. 2016’nın başından bu yana mülteci yurtlarından ziyade, kişilerin şahsına yönelik yapılan saldırılar da kaydedilmektedir. BKA; 2016’da mültecilerin şahsına yönelik 2 bin 561’den fazla saldırı gerçekleştiğini belirtmektedir. Sığınmacılara yönelik çalışmalar yürüten yardım kuruluşları ve/veya gönüllülere yönelik saldırılar da kayıt altına alınmaktadır. Bu kişiler 2016 yılında 217 kez saldırıya hedef olmuştur.

  • Amadeu Antonio Vakfı ve Pro Asyl kuruluşu mülteci karşıtı saldırılara ilişkin kendi kroniklerini hazırlamaktadırlar. Buna göre 2016’da mültecilerin şahsına ve barınma yerlerine yönelik 3 bin 700 saldırının gerçekleştiği ortaya çıkmaktadır.
  • Söz konusu saldırıların nasıl ve ne kadar araştırıldığı ise Zeit gazetesinin bir araştırması tarafından gözler önüne seriliyor. Buna göre, 2015’in Ocak-Kasım ayları arasında gazeteciler mülteci yurtlarına yönelik “ağır” olarak değerlendirdikleri 222 saldırı kaydetmiştir. Bu olayların 41’inde şüpheliler tespit edilse de; sadece 4 olayda yargılanmalar olmuştur.
  1. Irkçı Fişleme (Racial Profiling)

Federal polis yasasına göre, polisler bir kişinin Almanya’ya izinsiz giriş yaptığından şüphelenmesi durumunda istasyonlarda, hava alanlarında ve trenlerde kimlik kontrolleri yapabilmektedir. 2017 yılında Avrupa Adalet Divanı polise verilen bu yetkiyi gereksiz kontrollere sebebiyet vermesinden ötürü yersiz bulmuş ve eleştirmiştir. Buna ek olarak Alman İnsan Hakları Enstitüsü de uygulamayı ırkçı fişlemeyi teşvik ettiği için eleştirmiştir.Federal hükümet; ırkçı fişlemeyi herhangi somut şüphe olmadan sadece kişilerin dış görünüşe bağlı belirtilerden dolayı yüksek tedbirlerin alınması olarak tanımlamaktadır. 2012 yılında ise bu uygulamanın var olan Alman yasalarıyla uyuşmadığı ve federal polis teşkilatı tarafından uygulanmadığı bilgisi paylaşılmıştır. Ancak gerçekte şüphe duyulan bir uygulama olmasına rağmen bu tarz kimlik kontrollerinin yapılmaya devam ettiği de ayrıca bilinmektedir. Bunu gösteren bazı örnekler altta sıralanmıştır:

  • 2016 yılında kimlik kontrollerinde ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle federal polise yönelik 25 şikâyet başvurusu yapılmıştır.
  • Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin paylaştığı bilgilere göre, 2006 ile 2015 yılları arasında “yabancı görünüm”lerinden dolayı kontrol edildikleri gerekçesiyle şikâyette bulunan 50 kişi kaydedilmiştir.22 Bu kapsamda yine Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler’de Almanya’nın bu tarz “ırkçı fişleme uygulaması”nı eleştirmiştir. 2015 yılında Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Komisyonu (CERD) Almanya’daki bu yasal durumun ırkçı ayrımcılığa sebep olmasından endişeli olduğunu dile getirmiştir.23 2014 yılında ise Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) “ırkçı fişlemeyi” tanımlayan ve açıkça yasaklayan yasal hükümlerin yürürlüğe konmasını talep etmiştir.

Ayrıca geçtiğimiz senelerde altta sıralanan bazı konular hakkında yargı kararları da bulunmaktadır:

  • 2017 Dresden İdari Mahkemesi sadece ten renginden dolayı polis tarafından yapılan kimlik kontrollerinin yasadışı olduğunu açıklamıştır. 45 yaşındaki bir erkek Erfurt istasyonunda 2 polis tarafından kontrol edilmesinden dolayı dava açmıştır. Dava sürecinde iki polisin duruşmadan önce birbirleriyle konuştukları ve federal polis teşkilatının bir hukukçusu tarafından davaya hazırlandıkları da ortaya çıkmıştır
  • 2016 yılında Rheinland-Pfalz Yüksek İdari Mahkemesi ten rengi gibi değiştirilemez fiziksel özelliklerden dolayı yapılan kimlik kontrollerinin anayasada yer alan ayrımcılık yasağına aykırı olduğuna dair bir esas karar vermiştir. Bu karar; Mainz’den Münih’e yolculuk eden bir ailenin kontrol edilmesinin ardından açtığı dava sonucunda verilmiştir.
  • 2015 yılında Stuttgart İdari Mahkemesi, Almanya sınırları içinde şüpheye bağlı olmadan yapılan kimlik kontrollerinin kararına varmıştır. Berlin’den Freiburg’a tren ile seyahat eden bir erkeğin açtığı dava üzerine bu karar verilmiştir.
  • 2013 yılında Köln İdari Mahkemesi Bielefeld’den Köln’e tren yolculuğu yapan siyahi bir erkeğin herhangi bir şüphe bulunmadan kimlik kontrolüne tabii tutulması olayında; kişinin haklarına zarar verdiği ve federal polis yasasının bunu içermediği kararına varmıştır.
  1. Almanya ve Birleşmiş Milletler’in Irkçılığa Karşı Anlaşması

1969 yılında Irk Ayrımının Her Türünün Engellenmesi Uluslararası Anlaşması ile ilk kez ırkçılık konusunda uluslararası bağlayıcı bir anlaşma yürürlüğe girmiştir. Söz konusu anlaşma Almanya için de geçerlidir. Bu kapsamda Almanya’nın 4 yılda bir Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Komisyonu’na (CERD) bir rapor vermesi gerekmektedir. Almanya’nın son verdiği CERD raporu 2013 tarihlidir.29 Mayıs 2015’te ise BM Irkçılık Komisyonu rapor hakkında görüş bildiriminde bulunmuştur. Komisyonun Almanya’nın raporuna yönelik verdiği görüş; ülkede ırkçılıkla mücadele konusunda yapılması gereken çok şey olduğunu gözler önüne sermiştir.

Ek Bilgi

  • Almanya’da kişisel itiraz/ şikâyet hakkı bulunmaktadır. Bu yol ile Alman devleti tarafından haksızlığa uğradığını düşünen kişiler veya gruplar ilgili BM komisyonuna başvurabilmektedirler. Ancak bu şikâyet sadece ülkede tüm diğer hukuki yollar denendiyse kabul edilmektedir. Kişisel hak ile yapılan ilk şikâyet sonucunda Almanya kötü not almıştır. 2010 yılında eski mali senatör Thilo Sarazzin’e ırk kışkırtması ve hakaret suçlarından dolayı açılan dava Berlin savcılığı tarafından reddedilmişti. Bunun üzerine Berlin Brandenburg Türk Toplumu BM ırkçılık karşıtı komisyonuna başvurmuştu. 2013’de ise Berlin savcılığının Sarazzin davasını hızlıca sonlandırdığı ve bundan dolayı Irk Ayrımının Her Türünün Engellenmesi Uluslararası Anlaşması’nı ihlal ettiği kararı verilmiştir.

 İ. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu

2014 yılında Avrupa Konseyi Almanya’nın ırkçı ayrımcılık ile mücadele etmesi talebinde bulunmuştur. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) hazırladığı bir raporunda Almanya’daki azınlıklara yönelik yaklaşımların endişe verici olduğuna değinmiştir. Raporda yer alan eleştiriler şunlardır:

  • Almanya; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 12’nci protokolünü henüz imzalamamıştır. Protokole göre kimse, hiçbir suretle kamu kurumu tarafından ayrımcılığa uğramamalıdır.
  • Soruşturmalarda ırkçı motifler dışarda bırakılmakta veya yeterli derecede göz önünde bulundurulmamaktadır. Raporda komisyonun 120 olay üzerinden bir araştırma yaptığına değinilmektedir ve araştırmanın sonucunda 79 karar ve tutuklamanın sadece 16’sında ırkçı motiflerin dile getirildiği ortaya çıkmıştır.
  • Devlet ırkçı suça maruz kalan kurbanlara yönelik yeterli desteği vermemektedir.
  • Alman Ceza Kanunu’nun 130’uncu maddesine göre bir kişi sadece yaptığı şey kamu/toplumsal barışı rahatsız ediyorsa ırkçı kışkırtma suçundan ceza alabilmektedir. Ancak ECRI raporunda bunun hakikatte çok zor tespit edilebileceği söylenmektedir.
  • “Irkçılık” terimi Almanya’da çok dar bir anlama sahiptir ve çoğu zaman organize gruplar ile ilişkilendirilmektedir. Toplumsal tartışmalarda ırkçı yorumlar “ırkçı” olarak algılanmamakta ve kınanmamaktadır.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin