İnsanlık tarihi kadar eski olan göç hareketleri, günümüzde de artarak devam etmektedir. Yiyecek bulma ihtiyacından ortaya çıkan tarihin ilk göçleri, yirmi birinci yüzyılda fiziki, siyasi, tarihî, askerî, sosyo-ekonomik, kültürel ve çevresel faktörlere bağlı olarak güncelliğini korumaktadır (İnan, 2016). Anadolu coğrafyası da hem tarih boyunca hem de bu gün yaşanan göç hareketlerinden nasibini almıştır. Bu günden geriye baktığımız zaman son birkaç yılın bu hareketlilikte zirveye ulaşan dönemler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Geldiğimiz noktada Türkiye Cumhuriyeti, yüz yıla yaklaşan tarihinde, en ciddi sınavlarından birini göç ile vermektedir. Bu, içerisinde birçok farklı konuyu barındıran ve zorluk derecesi oldukça yüksek olan bir sınavdır.

Türkiye Cumhuriyetinin göç ile sınavının sebebi nedir? Yakın tarihinde benzer sınavlar yaşanmış mıdır? En önemlisi bu sınav ile nasıl baş edilmeye çalışılmaktadır. Yani bu gün Türkiye’de göç nasıl yönetilmektedir? Bundan sonraki birkaç yazıda saydığımız sorulara cevap arayacağız. Bu cevapları bu gün olup bitenlere bakarak bulmaya çalışacağız ancak, şuan Türkiye Cumhuriyeti resmi adıyla sınava tabi olan Anadolu coğrafyasının yakın geçmişte Osmanlı İmparatorluğu olarak yaşadığı göç akımlarına da kısaca değineceğiz. “Kökü mazide olan atiyiz” diyen Yahya Kemal’in veciz ifadesinden ilhamla yaklaşık iki yüz yıl kadar geriye gidip Kafkaslardan, Balkanlardan ve Ortadoğu’dan Anadolu’ya olan göçlere bakarak bu gün yaşananları anlamaya çalışacağız.

Kronolojik bir sıra içerisinde kavimler göçünden başlayarak Anadolu’ya yönelen akımları inceleyebiliriz. Ancak o kadar geriye gitmeden yer kürede insan hareketliliğinin yoğunlaştığı son yüz elli yıl içerisinde tarihimizin kırılma noktaları diyebileceğimiz zamanları esas alarak yapacağımız bir değerlendirme meselenin anlaşılması için yeterli olacaktır. Son yüz elli yıl Osmanlı imparatorluğunun yoğun bir toprak kaybı neticesinde önce küçülüp sonra da tarih sahnesinden çekildiği, yerini Türkiye Cumhuriyetinin aldığı önemli bir zaman dilimidir. Şüphesiz bu hızlı değişim dönemi yalnızca bizim için değil dünya için de sancılı bir dönem olmuştur. On dokuzuncu yüzyıl, imparatorlukların dağılıp yerini etnik ve kültürel birlik üzerine kurulmaya çalışılan ulus-devletlerin (İçduygu, Erder, & Gençkaya, 2014) aldığı ve bu günkü dünyanın hem temellerinin atıldığı hemde yaşadığı sorunların sebebi olan bir dönemdir.

Göç, insanlık tarihi kadar eski sayılsa da, bugünkü anlamda “uluslararası göç” ancak on dokuzuncu yüzyıl içinde ulus-devletlerin ortaya çıkmasıyla olgunlaşan bir vakıadır. Bu dönemde, ulus-devletlerin yurttaşları üzerinde egemenlik haklarının olduğunun kabul edilmesi, ulusal sınırların belirlenmesi ve bu sınırları geçen kişilerin “yurttaş” ve “yabancı” kimlikleri ile kayıt altına alınması, pasaport belgesinin yaygınlaşması, yabancılara verilen oturma ve çalışma izinlerinin kurumsallaşmaya başlaması gibi uygulamalar ortaya çıkmış ve uluslararası kabul görmüştür (Hammar, 1990). Böylece bugün uluslararası göç dediğimiz olgunun Avrupa’da imparatorlukların çöktüğü on dokuzuncu yüzyılın sonunda ortaya çıktığı, yirminci yüzyılın içinde ise çok belirgin bir siyasal alan haline geldiği  (İçduygu, Erder, & Gençkaya, 2014) söylenebilir

Osmanlı İmparatorluğunun zayıflamasıyla birlikte on dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren Anadolu’ya çoğunluğu zorunlu göç kapsamına giren kitlesel akımlar yaşanmıştır. Gelenlerin kesin sayıları hakkında güvenilir bilgi olmamakla birlikte yaklaşık olarak kabul edilebilecek sayılar 70-80 yıl içinde Anadolu nüfusunun dramatik bir şekilde değiştiğini anlatmaktadır. 1850’lerden itibaren Anadolu’ya Kırım ve Kafkasya’dan başta Tatar’lar ve Çerkez’ler olmak üzere gelen göçmenlere, 93 Harbinden sonra Romanya, Bulgaristan, eski Yugoslavya ve Yunanistan’dan gelen Türk Müslüman kökenli Rumeli göçmenleri eklenmiştir (Ferhunde & Banu , 2001).

Tahminlere göre;

  • 1860-1922 arasında gruplar halinde sayıları 1 milyonu aşan Kırım Tatarı,
  • 1859-79 yılları arasında Kırım ve Kafkasya’dan 2 milyon civarında Çerkez (yarım milyonu yolda ölmüştür);
  • 1881-1914 arasında Kafkaslardan yine yarım milyon zorla yerinden edilen kişi,
  • 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası 1,5 milyon Rumeli muhaciri (300 bini göç süreci içinde ölmüştür),
  • 1893-1902 arasında Bulgaristan ile yapılan antlaşma ile gelen 72,500 Müslüman ve Yahudi;
  • Yine Bulgaristan’la 1913’de yapılan antlaşmada 49 bin göçmen,
  • 1912-13’de Balkan Savaşı sırasında gelen 640 bin muhacir Anadolu’ya gelmiştir.

Özetle, on dokuzuncu yüzyılın ortasından Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Anadolu topraklarına göç süreci içinde ölenler hariç, 5 milyon kişiden fazla “Türk Müslüman” nüfus geldiği tahmin edilmektedir (Ferhunde & Banu , 2001).

Özellikle on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Anadolu’ya çeşitli etnik yapılara mensup Müslüman göçmenlerin gelmesiyle Osmanlı nüfusunun dil, din ve etnik yapısının oranında değişiklikler meydana geldi. 1820’lerde nüfusun % 60’ı Müslümanlardan oluşurken 1890’larda bu oran %80’lere kadar ulaştı ve ilerleyen süreçte söz konusu oran daha da arttı. Nüfus oranlarında meydana gelen bu değişim siyasi, askerî ve sosya-kültürel sonuçlar doğurdu (Karpat, 2013: 177). Bu yüzyılda kaybedilen topraklar nedeniyle Osmanlı Devleti’nin hem genel nüfusu azaldı hem de küçülen sınırlar içerisindeki etnik nüfus oranı değişti (Asan, 2016).

Osmanlı Devleti göç yönetiminde merkezi denetlemeye önem verdi, nüfus ve nüfusa bağlı gelişmeleri yakından takip ederek gerektiğinde müdahaleci bir politika izledi. Bu politikalar belirlenirken dönemin ihtiyaçlarına göre şu üç kriter dikkate alındı: (1)Müslüman nüfus fethedilen topraklara topluca iskân edildi. Böylece yeni fethedilen topraklarda kalıcı olmaya çalışıldı. (2) Ekonomi temelde tarıma dayandığından tarım yapacak nüfusun azalması engellenmeye çalışıldı. Bu amaçla yeni gelenler kırsal bölgelere yerleştirildi. (3) Devlet içinde düzenin ve güvenliğin sağlanması ve bununla birlikte üretimin artması ve ticaret yollarının işlerlik kazanması hedeflendi (Asan, 2016).

Bu uzunca girişle Osmanlının göçü nasıl yönettiğini anlamaya çalıştık. Bir sonraki yazımızda özellikle genç Türkiye Cumhuriyeti’nin göç yönetimini inceleyip bu güne geleceğiz.

Başvurular

Asan, H. (2016). Devlet, Aşiret ve Eşkıya Bağlamında Osmanlı Muhacir İskân Siyaseti (1860-1914). Göç Araştırmaları Dergisi, 2(2), 34-61.

Ferhunde , Ö., & Banu , Y. (2001). Türkiye’de Nüfus Hareketleri, Devlet Politikaları ve Demografik Yapı. Nüfus ve Kalkınma, 1-69.

İçduygu, A., Erder, S., & Gençkaya, Ö. F. (2014). Türkiye’nin Uluslararası Göç Politikaları, 1923-2023: Ulus-devlet Oluşumundan Ulus-Ötesi Dönüşümlere. Mirekoç. İstanbul: Mirekoç.

İnan, C. E. (2016). Türkiye’de Göç Politikaları:İskân Kanunları Üzerinden Bir İnceleme. Göç Araştırmaları Dergisi, 2(3), 10-33.

Kitlesel Akınlar. (2015, 2 2). 12 9, 2017 tarihinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü web sitesi: http://www.goc.gov.tr/icerik3/kitlesel-akinlar_409_558_559 adresinden alındı

Özgişi. (2014). Tunca. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7(31), 386-393.

YORUM BIRAK

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin