DiasporaGöç ve Mültecilik

Türkiye de “Almancı” Almanya’da Yabancı

Mehmet Emin Sarıkaya

Göç farklı sebeplerle ortaya çıkan sosyal bir olgudur. Toplumsal değişmenin ve diaspora gibi yeni toplumsallıkların sebebi olan göçler, göç eden bireylerin hayatında da önemli değişimlerin öncüsü olmuştur. Bu yazımız, 1980 sonrasında Almanya’ya bir öğrenci olarak göç etmiş ( toplumumuzda ki kabul görmüş tabir ile) bir Almancı’nın dilinden göçe dair yaşanmışlıkları ve izlenimleri içermektedir.

Almanya’ya göç etmenizin nedenlerini anlatabilir misiniz?

Yetmişli yıllarda, siyasi karmaşanın sebep olduğu büyük bir kargaşa hâkimdi. Memleket meselelerinin çetrefil oluşu,  her türlü terörün azmasına sebep olmuş ve neredeyse devletin bekasını tehlikeye düşürmeye başlamıştı. Bu karmaşa içerisinde yüksek tahsil yapma imkânı neredeyse kalmamıştı. Bu yüzden yurt dışında okumaya karar verdim ve Almanya’ya gittim.

Almanya’yı tercih etmenizin bir sebebi var mıydı?

Almanya’yı tercihimin tek sebebi, amcamın orada işçi olarak çalışıyor olması ve beni oraya tahsilime devam edebilmem için davet etme imkânının bulunmasıydı. Aksi takdirde, kendi maddi imkânlarımla başka bir ülkeye tahsil için gitmeyi hayal dahi edemezdim.

Almanya’ya gittiğiniz ilk günlerde yaşadığınız sorunlar nelerdi bu sorunlarla nasıl başa çıktınız?

Almanya’da ilk ayak bastığım yer Frankfurt Havalimanı oldu. Türkiye’den ilk sefer Almanya’ya geldiğimi tespit etmiş olmalılar ki, beni havalimanında ki polis karakoluna götürdüler. Niçin geldiğimi, cebimde kaç Mark (Almanya eski para birimi) olduğunu falan soruyorlarmış. Okulda öğrendiğimiz İngilizce hiçbir işe yaramadı. Almanca zaten hiç yok. Birde üstüne üstlük, uçakta yan yana oturduğumuz işçi amcamız güya güzel bir nasihat verdi ve bana:” evladım paranı falan sorarlarsa, sadece yirmi markım var de” dedi. Bende çat pat İngilizcemle onun dediğini polise söyledim veya söylemeye çalıştım.  Tabi ki  amcamızın verdiği bu yanlış bilgi bizi bayağı zora soktu. Çünkü, polis bana, sen bu cebindeki  parayla  Hamburg’a nasıl gideceksin diyormuş, ben ise Nasrettin Hoca hesabı erkek adam sözünden dönmez diye düşünerek, yirmi marktan bir fazla söylemiyorum. Amcam ve köyümüzden Hacı Amir diye bilinen bir komşumuz beni almaya gelmişler, fakat ben hava limanından çıkamayınca gelmediğimi sanarak geri gideceklermiş ki, Uçağın kaptan pilotu karakola gelerek bana yardımcı oldu ve benim bizimkiler ile buluşmamı  sağladı da karakoldan kurtulup, Hamburg yoluna revan olduk. Sıfır Almanca ile ücretli dil  okuluna başladım. Herkes 5 saat ders alıyor, ben maddi nedenlerden dolayı 1,5 saat ders alıyorum. Öyle böyle Almancayı öğrenmenin ilk safhasını geçtik. Almancayı biraz öğrenince,  bir benzinlikte çalışmaya başladım,  çünkü giderlerimi karşılamam gerekiyordu. Belli bir süre çalıştıktan sonra bazı sebeplerden dolayı işi bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra yabancılar polisinden aldığım 2 saatlik çalışma izni ile burada sayamayacağım kadar çeşitli yerlerde çalıştım. Almancayı ilerletince,  Türk işçilerinin resmi işleri ile uğraştım. Problemlerini çözmeye yardımcı oldum. İnsan azmetti mi birçok meseleyi çözmeyi ve sonuca varmayı başarıyor. Bende öyle yaptım.

 Almanya’da kaldığınız süre içerisinde Alman Hükümeti ve toplumu tarafından ayrımcılığa maruz kaldığınızı düşündünüz mü?

Çok bariz bir ayrımcılığa maruz kaldığımı söyleyemem.  Ancak, son tahlilde, adınız yabancı, memleket yabancı. Dolayısıyla tam rahat olmanız mümkün olmuyor. Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

Almanya’da kaldığınız dönemde ki Türk toplumunu tarif etmenizi istesem neler söylerdiniz?

Benim gittiğim zaman,  Türkiye de “Almancı” Almanya’da  yabancı diye tarif edilen  bir Türk toplumu ile karşılaştım. Çoğunluğu ilkokul mezunu ve içlerinde nadiren ortaokul ve lise mezunu olan bir toplum. Genellikle köyden ve meslek olarak çiftçilikten gelme ve sadece bir ev ve traktör alabilecek parayı kazandıktan sonra Türkiye ye dönme hayaliynen  gelmiş bir toplum. Tabi ki geri dönememiş bir toplum. Almanya’ya gelişlerinin üzerinden 10 sene 15 sene geçmiş olmasına rağmen halini azda olsa Almanca anlatamayan bir toplum. Allahtan Almanlar “Türk Almancası” nı anlar hale gelmişler. Stajyer olarak çalıştığım bir firmada benim bağlı olduğum Alman bir profesör vardı. Bir gün  bu profesör, bizim gurbetçi  işçilerden birisini yanına çağırdı ve ona birçok şeyler söyledi. İşçi amcamız profesörün her dediğine, “evet anladım ustam” manasına gelen “Ja Meister” cümleciğini kuruyor. Profesör yanımızdan uzaklaşınca, Türk işçisine dönüp ‘’abi hakikaten her dediğini anladın mı, çünkü ben bile bir kısmını anlamadım’’ dediğimde, bana döndü: ‘’Esasında hiçbir şey anlamadım, nerede bende onu anlayacak Almanca, fakat ben yapacağım işi artık ezbere bildiğim için ona öyle deyiveriyorum” dedi. Yine benim gittiğim senelerde, Türk işçilerinin çoğunluğu minibüs sahibiydi. Çünkü Türkiye’ye gelirken çok eşya getirmeleri gerekiyordu. Benim döndüğüm yıllarda ise artık dönmek sevdasından vazgeçmiş olmalılar ki, daha yeni ve modern arabalar satın almaya başlamışlardı.

Almanya’da yaşadığınız süreçte İslam dininin göçmen Türk toplumunda ki yansımaları noktasında gözlemleriniz nelerdir?

İnsanımızı Avrupa’ya gönderirken,  gitsinler de nasıl giderlerse gitsinler mantığı ile göndermişiz.  Yugoslav Devleti sosyalist olmasına rağmen, belli bir sayıda işçinin yanında birde papaz göndermiş. Biz ise insanımızı Hristiyan bir ülkeye gönderirken bu hassasiyeti göstermemişiz. Dolayısıyla, tamamen yabancı bir kültürün eline insanlarımızı adeta teslim etmişiz. “Döviz gelsin de Müslüman Türk’e ne olursa olsun mantığı” hâkimdi o zamanlar.  İlk gidenler kendilerini kaybetmemek,  örfünü âdetini unutmamak için çok çaba göstermiş. İmani yönden  zayıf olanların, tabiri caizse zaten ayağı kaymış. Adı Türk kendi başka bir şey olmuş. Türkiye’den   sağlam gidenler  önce biraz yalpalamış, fakat biraz kendi gayretleri birazda  İslami  cemiyetlerin yardımları ile kendilerini kurtarmışlar  ve  dinini, örfünü, adetini yaşar hale gelmişler. Eğer bugün, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde, sağlam bir Türk toplumu varsa bunu  sağlayan en önemli faktör,  insanımızın İslam’a bağlılığı  ve Müslüman oluşudur.

Ülkenize döndükten sonra Türkiye’ye uyum noktasında sorunlar yaşadınız mı?

Ben 14 yıl Almanya’da kaldım. Her sene gelmeme ve 2 ay Türkiye’de kalmama rağmen, uyum noktasında sıkıntılar yaşadım. Çünkü o zamanki refah seviyemiz çok düşüktü. Şu an bizim memleketimizde bulunan AVM denilen alışveriş merkezleri, Metro, Otoban ve hızlı tren gibi insanın hayatını kolaylaştıran şeyler,  Almanya’da bundan 30 sene önce vardı. Ben 14 senelik gurbetçilik hayatımda, bir gün olsun elektrik kesintisi, su kesintisi görmedim. Otobüsün durağa geç geldiğini hiç hatırlamıyorum. Dolayısıyla, çok iyi tanıdığım, yaylalarında çocukluğumun geçtiği memleketime döndüğümde, ben bile uyum noktasında zorluklarla karşılaştım.

Geri döndükten sonra Almanya ile olan bağlantınız devam etti/ediyor mu?

Geri döndükten sonra Almanya ile bağlantım, sadece oradaki akrabalarım ve arkadaşlarımla telefonla konuşmak, izine geldiklerinde eski günleri yad etmekten öte gitmedi. Bugüne kadar Almanya’yı ziyaret etme imkânımda olmadı.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Andcenter Editör

Çankırı İli, Orta İlçesi Kalfat Kasabası’nda 1993 yılında dünyaya geldi. İlköğretimi kendi köyünde tamamladı. 2007 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip lisesine kayıt oldu. 2011 senesinde Tevfik İleri Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. Aynı sene Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine başladı. 2016 yılında Ankara İlahiyat’tan mezun oldu. Aynı sene Ankara Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi bölümünde yüksek lisansa başladı. Şuan Yüksek Lisans eğitimine Ankara Yıldırım Beyazit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümü’nde devam etmektedir. Gaziantep ili, Şahinbey ilçesinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yilinda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği görevini yaptı. Şuan Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim dalında Arş. Gör. olarak çalışmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı